TurcoPundit |
|
|
US foreign policy and Turkish-American relations Şanlı Bahadır Koç
Archives
|
Cuma, Şubat 28, 2003
TurcoPundit - ABD dış politikası, iç siyaseti ve Türk Amerikan ilişkileri üzerine notlar ve yorumlar - http://ajp1914.blogspot.com G- ABD 28 Şubat MGK, Hükümet ve Tezkere Bugün MGK’dan tezkerenin geçmesi gereğine işaret eden net bir karar çıkmazsa bu durum yarınki oylamadaki ret oylarını arttırabilir. Cumhurbaşkanı’nın hassasiyetleri ve askerlerin özellikle K. Irak ile ilgili endişeleri MGK’dan bu tür bir kararın çıkmasını engelleyebilir. Bunun üzerine AKP milletvekilleri ‘Ordu da ikna olmamış, o halde tezkereyi onaylamayalım’ şeklinde düşünebilirler. Tersi olur ve MGK’dan ‘Türkiye’nin yüksek çıkarları gereği Irak’taki gelişmelere seyirci kalamayacağı’ biçiminde bir karar çıkarsa bu da Meclis’teki olumsuz oyları azaltabilir. Belki de MGK kararından bağımsız olarak yarınki oylamadan önce Meclis tezkereyi enine boyuna tartışmalıdır. Gerekirse bu tartışma yarından sonraya taşırılmalıdır. Gerçekleşme ihtimali çok yüksek olmasa da en enteresan ihtimal MGK’nın tezkereyi onaylar şeklinde yorumlanabilecek bir kararına rağmen Meclis’in tezkereyi kabul etmemesi durumunda yaşanacaktır. Böyle bir durum Hükümet ve MGK’yı bir tarafa, AKP grubu, ana muhalefet partisi ve kamuoyunu karşısına yerleştirebilir. Yarınki oylamada tezkere kabul edilse bile bu ancak ucu ucuna gerçekleşirse bu AKP içinde problemler yaratabilir. Tezkere reddedilirse ne olabilir? Pazarlıklar kaldığı yerden devam mı eder yoksa ABD ‘B Planını’ bu sefer gerçekten uygulamaya mı başlar? Tezkere reddedilecekse bu uluslararası yasallık nedeni ile değil ABD ile yapılan anlaşmalar yeterince tatminkar ve garantili olmadığı için olmalıdır. Hükümet tezkereyi Meclis’e anlaşma paketi tamamen olgunlaşmadan getirdiği iddia edilebilir. Bu arada Türkiye, K. Irak’ta Türk ordusu ile Kürt unsurlar arasında açık veya dolaylı askeri çatışma ihtimalleri üzerine daha fazla kafa yormalıdır. Tezkerenin geçmesi Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde ölçeği belki sınırlı da olsa süre açısından potansiyel olarak yıllarca sürebilecek bir askeri varlığının kapısını açacaktır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Perşembe, Şubat 27, 2003
G- ABD 27 Şubat Tezkerenin ertelenmesi Tezkere oylamasının ertelenmesi olumludur. Ancak bunun nedeni çok açık değildir. Erteleme, 1) Çankaya ya da Genel Kurmay’ın müdahalesi, 2) ABD ile pazarlıktaki pürüzler, 3) AKP’nin kendi grubunu, önde gelen bazı bakanları ve Meclis Başkanı’nı ikna edemediği için mi gerçekleşti? 4) Yoksa Hükümet olayın sorumluluğunu tek başına taşıyamayacağına karar verip MGK ile paylaşmak zorunda mı hissetti? Yukarıdaki faktörlerden birden fazlası aynı anda sonuçta etkili olmuş olabilir. Tezkere geçmezse müzakereler devam eder mi, yoksa ABD bu kez gerçekten ‘B Planını’ uygulamaya mı koyar? Tezkerenin geçmemesi durumunda AKP iktidarının, AKP liderliğinin, mevcut hükümetin, Türkiye’nin çıkarlarının, Türk-Amerikan ilişkilerinin, savaşın seyrinin bundan nasıl etkileneceği gibi açık sorular bulunmaktadır. Aradaki iki günde Türk tarafı pazarlıkta yeni kazanımlar elde edebilir. Başkan Bush’un niye Irak petrolünün Iraklıların tamamına ait olduğu ve Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmayacağı yolunda hiç demeç vermemiş olması önemli kabul edilmelidir. Bu konularda açıklamaları daha çok orta ve alt düzey bürokratlar yapmaktadır. Bu durum belli bir şüphe yaratmaktadır. Acaba önde gelen Amerikalı liderler bu konularda kendilerini bağlayacak taahhüde girmekten neden kaçınmaktadır? Irak’ın petrolü konusunda Colin Powell’ın yaklaşık bir ay önceki demeci dışında önde gelen Amerikalı liderlerin net ve bağlayıcı açıklamalar yapmaması manidar kabul edilmelidir. Türkiye, tezkerenin kabulü için Başkan Bush’un Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyacaklarından sadece bahseden değil bunu açıkça ve defalarca vurgulayan demeç ve hatta demeçler vermesini talep edebilir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) --- TurcoPundit Fantezi AB'den Şaşırtıcı Öneri: Oylamayı Ertele, Konuşalım AB, Türkiye'ye Irak harekatına destek vermemesi karşılığında 6 ay sonra üyelik müzakerelerine başlama önerisinde bulundu. Teklif, TBMM'deki oylamaya saatler kala geldi. Başbakan Gül'ü araka arkaya arayan Schroeder ve Chirac ilk etapta oylamanın önümüzdeki haftaya ertelenmesini ve sonrasında da iptal etmesi halinde ayrıca 2003 yılı için 2.5 milyar euroluk hibe yardım garantisinde bulundular. Adının açıklanmasını istemeyen önde gelen bir AB ülkesinin Türkiye büyükelçisi 'Aklımız başımıza biraz geç geldi, ama sonunda galiba Türkiye'nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu anladık' diye konuştu. Alman ve Fransız Dışişeri Bakanları'nın alşam saatlerinde Ankara'ya gelmeleri bekleniyor. Bu arada Chirac'ın Başbakan Gül'e Kıbrıs sorunun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği için bir şart olarak kabul edilemeyeceğini de söylediği iddia edildi. Ankara kulisine bomba gibi düşen bu haberin tam olarak doğrulamaktan kaçınan önde gelen bir Hükümet üyesi, 'İlginç gelişmeler oluyor, işler bir anda değişebilir' diye konuştu. (BHA- Bahadır Haber Ajansı) AKP'liler Temkinli Ama Umutlu Yazılı ve elektronik medyanın henüz farkına varmadığı soluk kesen pazarlıkla ilgili ayrıntılar yavaş yavaş netleşiyor. Henüz doğrulatılamayan gelişmeyle ilgili çarpıcı iddialar atılıyor. Bir iddiaya göre Fransa ve Almanya tezkere oylamasının sadece önümüzdeki haftaya ertelenmesi karşılığında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin altı ay öne alınmasına (2004 Aralık) , oylamanın iptali halinde müzakerelerin 2004 Ocak'ında, oylamanın yapılıp reddedilmesi halinde ise 2003 içinde başlayabileceği vaadinde bulundular. Başbakan Gül'e yakın bir kaynak 'Transatlantik pin-pon maçında arada gidip gelmeye niyetimiz yok ama ciddi olduklarına ikna olursak reddedemeyeceğimiz bir teklif olabilir' diye konuştu. Bu arada oylamanın ertelenmesi perde arkasındaki pazarlığın bir sonucu olarak kabul edilebileceği şeklinde yorumlanıyor. Ankara'daki bir Avrupalı diplomat, 'özellikle tezkere oylanıp reddedilirse Amerikalıların yüzündeki tokat izinden kaynaklanan kızarıklığı seyretmek çok zevkli olacak' diye konuştu. Yaklaşık üç hafta önce Chirac 'Bu iş henüz bitmedi' dediğinde pek çok kişi pek ciddiye almamıştı. Ama Fransız-Alman ittifakının 'şapkadan çıkardıkları tavşan' Chirac'ın haklı olduğunu ortaya koydu. Ancak bu noktada Türk tarafı henüz Avrupa'nın hamlesine ne kadar güvenebileceğini anlamaya çalışıyor. (BHA - Bahadır Haber Ajansı) G- ABD 26 Şubat ABD - Eşit Olmayanlar Arasında Birinci Uluslararası siyasetin tek kutuplu mu yoksa çok kutuplu mu olduğu sorusu tartışmalıdır. ABD, ‘eşitler arasında’ değil ‘eşit olmayanlar arasında birinci’dir. ABD ana kutuptur ve diğer kutupların hepsinden belirgin derecede daha güçlüdür ama tek hakim de değildir. Bu noktada Samuel Huntington’un 1999’da dile getirdiği ‘uni-multipolarity’ kavramı şu anki uluslararası sistemi açıklamakta oldukça başarılıdır. Harvard Siyasal Bilgiler Dekanı Joseph Nye, ABD’nin askeri olarak rakipsiz, ekonomik konularda AB ile eşite yakın, ama uluslararası terörizm, kitle imha silahları, Aids gibi ulusötesi problemleri çözmekte tek başına çok fazla başarılı olamayacağını belirtmektedir. BM, çok kutuplu bir dünyayı taşıyabilir mi? Irak krizi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, BM yapısında değişiklik yapılması gündeme gelebilir. Şu açıkça söylenebilir ki veto hakkı ne demokratiktir ne de çok kutuplu bir dünyada pratiktir. Önümüzdeki dönemde daimi üyelerin sayısı artabilir, AB’ye kollektif olarak tek bir sandalye sahibi olabilir ve bir kararı engellemek için birden fazla olumsuz oy gerekebilir. Türkiye, ABD ile belli bir işbirliği yapmazsa savaş sonrasında Irak’ın geleceği için kurulacak masada yerini alamayacaktır. Ancak, işbirliği yapsa dahi bu masada etkin bir konumda olacağının garantisi yoktur. Ankara’nın Kürt gruplar ve özellikle Barzani ile ilişkilerindeki olumsuzluklar Türkiye’nin Irak’taki etkinliğini sınırlamaktadır. Kürt grupların, ABD’nin direktifiyle olmasa da ‘oluru’ ile yaptığı Türkiye’ye yönelik meydan okuyucu açıklamalar cevapsız kalmamalıdır. Irak’taki Kürt gruplara tehditlerle Türkiye’nin bazı hareketlerini caydırabildiklerini düşünme fırsatı verilmemelidir. Bu arada hükümette bir tür bıkkınlık ve kondüsyon düşüklüğü sezilmektedir. Mevcut hükümet, yakın geçmişteki bir çok hükümetin gösterebileceğinden çok daha fazla direniş göstermiş, değişik politika enstrümanları ve yollarını denemiştir. Ancak şu anda kamuoyuna yansıdığı kadarıyla alması gereken ve alabileceklerini almadan pazarlığı sonuçlandırma yoluna girmiş gibi görünmektedir.Bu işin artık bitmesi gerektiği şeklinde bir düşünce içinde oldukları anlaşılmaktadır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Pazartesi, Şubat 24, 2003
G- ABD 24 Şubat Ekonomik Pazarlığın Önemi Ekonomik pazarlığın önemini vurgulamak bu günlerde çok moda değil. Herkes pazarlıkta daha derin ve uzun dönemli konuların olduğunu vurgulamakta birbiriyle yarışmaktadır. Tek pazarlık konusunun para olduğu intibaının yaratılmış olması doğal olarak olumsuz olmuştur. Ancak bu imajının oluşmasında Amerikan yönetiminin de bilinçli bir katkısı olduğu görülmektedir. Türkiye, güç bir ekonomik programı yürütürken savaşın direk, hızlı ve derin olumsuz etkilerini savuşturmak için kesinlikle yüklü bir Amerikan ekonomik yardımına ihtiyaç duymaktadır. Yerli ve yabancı piyasa oyuncuları, Türkiye’nin zararlarına yakın bir parayı ABD’den hemen alamayacağına kanaat getirirlerse Türk ekonomisinin savaş şokunu kaldıramayacağı ve düzelmeyeceğine hükmederek ‘kaçabilirler.’ 1991’den farklı olarak savaşın ekonomik faturasının esas kalemini ticaretin uzun süre aksaması değil ekonominin kaynağa açlık düzeyinin yüksekliği ve yeni bir şoku kaldırma gücünün on iki yıl öncesine göre çok daha az olmasının ani yıkıcılığı oluşturacaktır. ABD’den alınacak ‘birkaç milyar doların’ ekonomiye etkisi bu rakamın kendisinin en az birkaç misli olacaktır. 2003’teki savaşın kısa süreceği ve belki birkaç ay içinde ticaretin hem de belki de ciddi şekilde artarak devam edeceği doğru olsa bile, Türk ekonomisindeki kırılganlık, devletin ve ülkenin borçluluk oranı, faizlerin sadece birkaç puan yükselmesinin bütçeye getirdiği milyarlarca dolarlık yük ekonomik pazarlıkta ABD’nin limitlerinin kırılmasını gerektirmektedir. Pazarlığın siyasi ve askeri kalemlerinin kalıcılığı ve bağlayıcılığı zannedildiği kadar fazla olmayabilir. Bu arada anlaşmanın çok yakınında olduğumuzu duyurmak, eğer bu gerçekten doğru değilse, Türkiye’nin pazarlık pozisyonuna zarar verebilir ve Amerika’nın üzerindeki zaman baskısının bir kısmını bizim de duymamıza neden olabilir. Türkiye bu kadar direndikten sonra istediklerini almadan ‘pes etmemelidir.’ Bu pazarlıkta ‘kondüsyonu yüksek olan’ kazanacaktır. Son söz: Eğer karşı taraf bize bu ikisi dışında bir seçenek bırakmıyorsa ‘saf’ olarak görülmektense ‘paracı’ olarak görülmek daha iyidir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Cuma, Şubat 21, 2003
G- ABD 21 Şubat Uçurum kenarı politikası ve Irak Soruları ABD ile Türkiye arasındaki ‘uçurum kenarı politikası,’ eğer bu olayın sonuçları tarafından etkilenmeyecek olsak, seyredilmesi zevkli bir oyun olarak görülebilirdi. Eldeki verilere bakıldığında Türkiye’nin pozisyonunun daha güçlü olduğu görünmektedir. Zaman ABD için daha hızlı ilerlemektedir. Türkiye’nin talepleri karşılanmayacak kadar abartılı değildir. Türkiye’nin ABD’ye bağımlılığı daha fazla ama ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı daha ivedidir. Washington, önümüzdeki günlerde Türk Genelkurmayını ve medyanın bazı kesimlerini Türk hükümetine baskı yapmaya yönlendirmeyi deneyebilir. Askerler, ‘biz Amerikalı muhataplarımızla askeri konularda anlaştık, siz de fazla uzatmayın artık’ türü bir yaklaşımla hükümeti ‘daha uçurumun yanına gelmeden’ pazarlığı kesmesini telkin etmemelidir. Stratejik pazarlık teorisinin belki de en önemli ismi Thomas C. Schelling, pazarlıkta ‘deli’ olmanın avantajları, geri adım atmamak için köprüleri yakmak, ‘diğer arabanın üzerine yürürken direksiyonu çıkarıp arabanın penceresinden sallamak’ ve ‘telefonu kapalı tutmak’ gibi taktiklerden bahsetmektedir. Bu taktiklerin mevcut krizde kullanılması gerektiği tartışılır belki ancak bu konularda teorik bilginin pazarlıkta ekstra avantajları olabileceği iddia edilebilir. Ankara Washington’a anlaşma olmazsa hava üslerinin kullanımının da mümkün olamayabileceği belirtilmelidir. ABD niye daha büyük bir teklif yapmamaktadır? Bu kadar büyük bir projeyi kendisi için çok önemli olmaması gereken ‘birkaç milyar dolar’ için riske atması, eldeki veriler ışığında, anlaşılması güç görünmektedir. Karşı tarafın algılama, düşünme, karar alma ve uygulama şekillerini anlamak ve tahmin etmek için özel ve bilinçli bir çaba sarf edilmesi bu tür pazarlıklarda çok önemli olabilmektedir. Irak krizi ve pazarlığı üzerine akla gelen soruların bazıları şunlardır:1) Bir testten geçtiği gözlemlenen ‘stratejik ortaklık’ kavramının içi ne derece doludur? 2) Stratejik ortaklık bu kadar güvensizliği kaldırabilir ve onun üzerine bina edilebilir mi? 3) Irak krizi, Türk dış politika karar alma ve uygulama süreç ve kurumlarında bir değişiklik ihtiyacı ortaya koymuş mudur? 4) Anlaşma olmazsa Türkiye K. Irak’a girmeye cesaret edebilir mi? 5) Acaba ABD anlaşmak istemiyor mu? 6) Parayı verip Türkiye’yi kendisine borçlu hissettirmek istiyor olabilir mi? Parayı vermeyi kabul edip sonra Irak’taki koordinasyondaki problemler ya da başka bahanelerle vermemenin yolunu arayabilir mi? 7) Kıbrıs pazarlığa dahil edilebilir mi? 8) Irak pazarlığı Amerika’nın kontrol edilmez gücü ve pervasızlığı sadece düşmanlarını değil dost ve müttefiklerini de tehdit etmekte midir? 9) Washington, spotları para pazarlığında tutup daha önemli noktaları gizlemek, en sonunda Türkiye’nin ekonomik taleplerine cevap verip Türkiye’yi kendisine borçlu hissettirmek ve ilerleyen günlerde ‘parayı aldın artık sus ve dediklerimi yap ve demediklerimi yapma’ demeyi mi planlıyor olabilir mi? 10) Rusya ve Çin, her ne kadar Washington ile ilişkilerini bozmak istemeseler de, Irak konusunda Fransa ve Almanya’nın muhalefet etmekte ısrar edeceklerinden emin olurlar ve onları desteklemenin Batı ittifakındaki ayrılıları derinleştireceğine ikna olurlarsa BM’de Paris-Berlin ekseni ile paralel hareket etmeyi seçebilirler mi? (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Perşembe, Şubat 20, 2003
G- ABD 20 Şubat Irak Pazarlığı Üzerine Spekülatif Notlar Washington’un Türkiye’yi ikan ederek Kuzey Cephesi açmasının kendi açısından askeri, siyasi, ekonomik, psikolojik getirileri o kadar büyüktür ki, bu anlaşmanın hala gerçekleşmemiş olması ve ABD’nin Türkiye’nin taleplerine evet dememiş olmasını anlamak giderek güçleşmektedir. Kuzey Cephesinin açılmaması sonucu ABD birliklerini belki K.Irak’taki havaalanlarına indirebilir. Ancak gerekli sayıda zırhlı birliği bölgeye indirmesi muhtemelen mümkün olmayacaktır. Bu mümkün olsa bile takvimde muhtemelen haftalara varabilecek sarkmalara neden olacaktır. Amerikan basınına yansıdığı kadarıyla harekatın şu andaki günlük maliyetinin yaklaşık bir milyar dolar olduğu düşünülürse, tüm zorluklarına karşın ‘B Planının’ uygulanmasının 10 milyar doları aşacak bir ek maliyeti olabilir. Bu rakam Türkiye’nin istediği ile Washington’un verebileceğini açıkladığı arasındaki farktan bile çok daha fazladır. Türkiye’nin Amerika’ya destek vermesinin harekatın meşruiyetine yapacağı katkı, ABD’yi destekleyen Arap devletlerini rahatlatması, muhtemelen yeni bir BM kararı çıkmasını kolaylaştırması, savaşın daha kısa ve daha az kanlı olmasına yapacağı katkı, harekatın engellenmezliği duygusunu biraz daha arttıracak olması gibi artılar tek tek ve hep beraber Washington için kolayca vazgeçilecek şeyler gibi görünmemektedir. Washington’un rasyonel olduğu varsayımına dayanarak Türkiye’nin haklı, meşru ve makul taleplerine yakın bir çözüme açık olması gerekir. Ancak şu soru da sorulmalıdır? Ya Washington pazarlığı bizim gördüğümüz gibi görmüyorsa, 1) Türkiye’nin taleplerinin haklılığına ikna olmadıysa, 2) ya da haklı olduğunu kabul etse bile bu Türkiye’nin bu harekatın içinde ya da yanında olmayı çok istediğinden ve dışında kalma lüksü olmadığı düşüncesinden hareketle Ankara’nın taleplerin ille de karşılanması gerekmediğini ve Türkiye’nin pozisyonunun yakında çözüleceğini düşünüyorsa, 3) ya da bu talepler karşılansa bile Ankara’nın desteğinin önüne yeni bir BM kararı, Meclis’in onay vermemesi gibi engeller çıkacağından endişeleniyorsa, 4) ya da Türkiye’ye verdiği ültimatomlarla bir anlamda kendini bağladığını ve şimdi geri atarsa ‘sert adam’ imajının zedeleneceğinden korkuyorsa, 5) Türkiye’nin istediklerini verirsek başkalrı da ister diye endişeleniyorsa? Belki de kredi garantileri yerine sadece hibe de yoğunlaşmak daha doğu olacaktır. Çünkü sıradan Amerikalı New York Times’ta ‘Türkler 32 milyar dolar istiyor başlığını görünce’, bunun 20 milyar doları aşan kısmının aslında geri ödeneceğini bilmeden, Türkiye’nin desteğinin faturasının aşırı olduğu sonucuna varabilir. Türkiye bu pazarlıktan 10 milyar dolar hibe alabilirse bu yeterli ve büyük bir başarı olacaktır. Bu arada askeri ve siyasi anlaşmaların da çok net olması gerekir. Çünkü Washington Türk ordusunun kendisine çizilen sınırı aştığını iddia edip anlaşmanın ekonomik boyunu da iptal edebilir. Bu arada İskenderun limanına indirilen zırhlı birlikler kafa karıştırmaktadır. Bu silahlar birinci tezkerenin kapsamında mıdır? Yoksa ABD’nin bir ‘oldu bitti’ ve ‘salam politikası’nın mı sonucudur? Acaba ‘derdimizi anlatmakta’ bir eksikliğimiz var mı? Acaba Washington Hükümetin, kamuoyu baskısı, dini hassasiyetler ve duygusal refleksler nedeniyle aslında harekata hiçbir şekilde destek vermeyeceğini düşünüyor ve bu nedenle taleplerimizi karşılamaya yanaşmıyor olabilir mi? Washington şimdiye kadar Ankara’dan görmeye alıştığı ‘itaatkar’, ‘söz dinleyen,’ fazla problem çıkarmayan davranışların değiştiği gerçeğini kabullenmekte ve ‘absorbe etmekte’ zorlanıyor ve gördüklerine ve duyduklarına inanmak istemiyor ve ‘günün sonunda’ Türkiye’nin yola geleceğini umuyor olabilir mi? Belki de Ankara’nın belli bir rakam ortay koyup o noktadan kıpırdamadan beklemek yerine, rakamda küçük oynamalar ve paketin içeriği ve şekli için değişik yöntem ve enstrümanlar sunarak anlaşmayı istediğini ve bu yönde zihinsel çaba harcadığını karşı tarafa hissettirmesi gerekebilir. Bu noktada Cumhurbaşkanı’nın ve AKP liderinin BM kararı şartını tekrar gündeme getirmeleri zararlı olabilir. Washington bundan Türkiye’nin ekonomik ve siyasi talepleri karşılansa bile hala BM kararı gibi engeli aşması gerekeceğini düşünürse ‘B Planına’ geçmekte daha cesur olabilir. Türkiye hayati çıkarlarını Fransa’nın kaprislerine bırakamaz. BM kararında ısrar etmek Türkiye’nin çıkarlarına zarar verir. Belli bir yanılma payı bırakarak söylenebilir ki, Türkiye’nin istediklerini aldıktan sonra ABD ile beraber hareket edeceğinin netleşmesinden sonra çok net olmasa da ABD’nin kendi ve İngiltere için yeterli kabul edebileceği türden yeni bir karar çıkması kolaylaşacaktır. Washington’un Türkiye ile de anlaşması belki Fransa değilse de Rusya ve Çin’in veto haklarını kullanmaları ihtimalini muhtemelen sıfıra yaklaştıracaktır. Aklı selim, Amerika’nın Türkiye’nin istediğine yakın bir pozisyona gelmesini gerektiriyor. Ama algı kırılmaları, yanlış varsayımlar ya da bizim şu anda göremediğimiz ve belki de hiçbir zaman anlayacağımız bir nedenle Washington Türkiye ile anlaşmak yerine ‘B planına’ geçerse Türkiye ne yapacaktır? Bu korkutucu soru üzerinde de düşünmek zorunluluğu vardır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Salı, Şubat 18, 2003
G- ABD 18 Şubat Irak Pazarlığının Ekonomik Boyutu Türk dış politikası üzerine yapılan yorumlarda ekonomik boyutun kolaylıkla göz ardı edildiği gözlemlenmektedir. Halbuki, Türk dış politikasının daha çok ‘tüccar kafalı’ olmaya ihtiyacı vardır. Bazı çevrelerde ABD ile yapılan ekonomik pazarlığı küçümseyen bir hava sezilmektedir. Bazı çevrelerin tepeden bakar bir havada bir kalemde vazgeçmeye hazır olduğu ‘bir-kaç milyar dolar’ Türk ekonomisi için önemsiz bir para değildir. Türk ekonomisinin mevcut kırılganlığı ve olası yeni bir krizin sosyal ve siyasi sonuçları da düşünüldüğünde, ABD ile yapılan ekonomik pazarlık aslında genel pazarlığın en ivedi kalemidir. ‘Bir-kaç milyar dolar’ Washington için küçük ama Türkiye için büyük bir paradır. Ancak ekonomik pazarlığın alenen yapılmaması gerektiği yolundaki uyarılarda önemli bir haklılık payı vardır. Türkiye Washington’u zor zamanında sıkıştırıp ondan ‘para kopartmaya’ çalışan ‘satılık bir müttefik’ değildir. Türkiye, sadece zararlarının bir kısmını telafi etme çabası içindedir. Saddam’ın gitmesi Türkiye’nin çıkarınadır ancak bu Türkiye’nin savaşı değildir. Bu Amerika’nın savaşıdır. O halde maliyetlerini de Amerika’nın karşılaması gerekir. Irak harekatından sonra da Türk-Amerikan işbirliği yakınlık, sıcaklık ve derinliğinde bazı dalgalanmalar olsa da devam edecektir. Ancak muhtemelen uzun süre Washington, Ankara’nın desteğine şimdi olduğu kadar uzun süre ‘mecbur’ olmayacaktır. Türkiye’nin talepleri haklıdır ve meşrudur. Ve belki uzun süre tekrarlanmayacak bir şekilde bu pazarlıkta güçlü konumda olan Türkiye’dir. Ankara’nın haklarını suçluluk ve kompleks duymadan korumaktan kaçınmaması gerekir.ABD’nin Kongre engeli bahane olarak kabul edilmemelidir. Amerikan yönetimi bu engelin ‘etrafından dolaşacak’ yaratıcı formülle bulmaya zorlanmalıdır. ABD, sadece 'bir kaç milyar dolar' için, kendi kamuoyunda bile tepki toplamaya başlayan böyle bir harekatta zaten olandan daha fazla riskli opsiyonlara kolayca geçemez. Washington, B planlarına ancak Türkiye’yi ikna edemeyeceğine ikna olduğunda geçecektir. Zaman, kendimizi iyi hissetmek, ne kadar yüce duygu ve değerlere sahip olduğumuzu düşünmek değil, ülkenin çıkarlarının soğuk kanlı şekilde analiz edilmesinin gerektiği bir zamandır. Başbakanın 18 Şubat tarihini telaffuz etmesi yanlış olmuştur. Ancak Türk hükümetine dönüp ‘söz verdin, tut’ demenin milli çıkarlar açısından anlaşılır bir tarafı yoktur. Türk hükümeti ağzından kaçırdığını sonradan toparlayan ve hatasını anladığında ‘sözünden dönen’ ilk hükümet olmayacaktır. Bu arada pazarlık sürecinde özellikle Dışişleri Bakanı’nın karşı tarafın argüman, istek ve zorluklarına ‘anlamaya’ ve sempati duymaya belki de olması gerekenden çok daha hazır olduğu gözlemlenmektedir. Bu yönde sempatiler olsa bile bunların Türk kamuoyuna duyurulması Türk Dışişleri Bakanı’nın görevi olmamalıdır. Zaten halihazırda, Türk medyasında yapılan pazarlıklarda Amerikan pozisyonunun açık ve dolaylı destekleyiciliğini yapan yeterince ses bulunmaktadır. Irak harekatının direk ve belli ölçülerde öngörülebilir sonuçlarının yanında dolaylı, tahmin edilmesi güç, aslında niyet edilmeyen, arzulanmayan ve belki de kontrolü mümkün olmayan ve ancak geriye dönerek bakıldığında anlaşılacak şaşırtıcı sonuçları da olacaktır. Bu tür sonuçların neler olabileceğine dair belki ancak spekülasyon yapılabilir ama gerçekleşeceklerinden şüphe edilmemelidir. Kontrollü bir hayal gücü ile spekülasyonlar yapmak ‘kendi sesimize aşık olmamak’ ve spekülasyonlar üzerine politikalar inşa etmemek şartı ile entelektüel yönden keyifli bir çabadır. Balkanlar ve hatta Kafkasya Amerikan çıkarlarının Orta Doğu kadar yoğun olduğu bölgeler değildir. Hatta, Orta Doğu’daki gelişmelere ve Rusya’nın Amerikan politikalarına desteğine bağlı olarak, Washington’un Kafkaslardaki hareketliliğinin önümüzdeki dönemde giderek büyük ölçüde terörle mücadele boyutuyla sınırlı bir şekil alması beklenebilir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Pazartesi, Şubat 17, 2003
G- ABD 17 Şubat Irak Pazarlığı Üzerine Notlar ‘Sonuçta ABD’ye destek vereceğimiz baştan belliydi, o halde niye bu kadar bekledik?’ sorusu meşrudur, ancak cevabı bu soruyu soranların tahmin ettiğinden farklıdır. Eğer Türkiye desteğini hemen verseydi, şimdi elde ettiklerini elde edemeyecek ve belki de Washington’un daha ileri talepleriyle karşı karşıya kalacaktı; kendi kamuoyu, komşuları ve AB ve dünya kamuoyu karşısında daha zor durumda kalacak ve şimdi elde ettiği saygınlığı kazanmış olmayacaktı; Washington tarafından ikna edilmesi ‘kolay’ ülke olarak görülmeye devam edecekti. 1) ABD Irak’ta harekata Türkiye destek vermezse de girişecektir. 2) Bir harekat olacaksa bu Türkiye Washington’a belli bir destek vermeden olmamalıdır. 3) Savaşın gecikmesi ya da iptali Türkiye’nin çıkarına değildir. Ancak Türkiye’nin desteğinin ABD’ye getirisi ABD’ye maliyetine oranla çok daha büyüktür. Bu nedenle Washington ancak Türkiye’nin destek vermeyeceğine ikna olduğu zaman ‘B Planı’nı yürürlüğe koyabilir. Bu nedenle Türkiye, Washington’u ‘Ankara’nın istediklerini versek bile tezkere Meclis’e gitmeyebilir ya da geçmeyebilir’ şeklinde bir düşünceye sevk etmemelidir. Çünkü böyle bir durumda ABD alternatif yollar için hazırlık ve girişimlere girişebilir ki bu durum Türkiye’nin çıkarlarına zarar verebilir. Türkiye, Washington’a gerekli garantileri aldığı zaman desteği vereceğini hissettirmeli ve Washington’u ‘masada tutmalıdır.’ ABD’nin, Türkiye’nin desteği olmadan Irak’ta harekata girişme ihtimali nedir? Böyle bir durum için 1) güçleri, 2) hazırlıkları, 3) zamanları var mıdır? 18 Şubat gelip de tezkere Meclis’e gelmezse Türkiye kendini hangi konumda bulabilir? Washington ile ipler atılır ve Ankara kendini Fransa-Almanya ekseninde bulabilir mi? Yoksa Washington Ankara’nın taleplerinden geri adım atmayacağına ikna olur ve daralan zamanı da dikkate alarak Türkiye’nin isteklerine ‘pes’ mi eder? Washington, Türkiye’nin istediği paket konusunda niye ayak diriyor olabilir? 1) Türkiye’nin aslında çok büyük bir ekonomik kayba uğrayacağına/uğradığına inanmıyor, 2) Türkiye’nin desteğini ucuza kapatabileceklerine inanıyorlar, 3) Belki Türkiye’nin istediği türden bir paketin Kongre’den geçeceğine inanmıyor, 4) Paketi kabul etseler bile tezkerenin Meclis’ten geçeceğinden emin değiller, 5) Türkiye’nin bilerek uğrayacağı zararları şişirdiğine inanıyor ve Irak krizini ekonomisini ‘düzeltmek için’ kullanmaya çalıştığından şüpheleniyor. 6) Ya da sadece alternatifi olduğunu düşündürterek Türkiye’nin pazarlık marjını azaltmaya çalışıyor. Irak harekatında Türk-Amerikan işbirliği hangi şartlarda şekilde gerçekleşmeyebilir? 1) Washington’un, Türkiye’nin desteğini ona gerekli ekonomik ve siyasi garantileri vermesine ve Ankara hükümeti ile anlaşmasına rağmen tezkerenin Meclis’ten geçmemesi nedeniyle elde edememesi, 2) ABD’nin Ankara’nın desteğini gerekli ekonomik ve siyasi garantileri vermekten kaçındığı için alamaması. Meclis’in, Amerikan Kongresi’nde Türkiye aleyhtarı lobilerinkine benzer bir rol oynaması sakıncalı değildir. Böyle bir rol ABD’yi Ankara hükümetine bazı tavizler vermeye götürebilir. Ancak gerekli ödünler alındıktan sonra da Meclis’in uzlaşmayı engellemekte ya da geciktirmekte ısrar etmesi halinde sorun çıkacaktır. Hükümet tezkereyi 1) paketin büyüklüğü, içeriği ve şartları hakkında emin ve tatmin olmadan, 2) geçeceğinden emin olmadan Meclis’e getirmemelidir. Ankara ile Washington arasında tezkere ile yardım paketinin zamanlaması üzerinde görüş ayrılığı olduğu gözlemlenmektedir. Anlaşma sağlanırsa Türkiye’ye yönelik ekonomik yardım paketi ne zaman Kongre’ye sunulacaktır? 1) Tezkere TBMM’den geçmeden önce, 2) Tezkere geçtikten sonra ama harekat başlamadan önce, 3) Harekat bittikten sonra. Washington, Meclisten tezkereyi geçirmek için paketin varlığının çok büyük yardımı olacağını görmemekte midir? Türkiye’nin ABD’yi paket-fezleke pazarlığında tutmaya devam etmesi gerekir. Öte yandan bu pazarlığın yeni bir BM kararı çıkmadan sonuçlandırılması da uygun olabilir. Çünkü bir BM kararı Türkiye’nin pazarlık marjını azaltacaktır. Türkiye’nin çıkarı, pazarlığın sonuçlanması ile güç kullanımını açıkça desteklemese de Irak’ın işbirliğindeki kusurları sıralayacak ve ABD’nin muhtemelen Mart ortalarında zorlayacağı bir BM kararı arasında olabildiğince az zaman olmasında olabilir. Bu arada Irak harekatı ile Bakü-Ceyhan’ın en azından belli bir süre için rafa kaldırılacağı söylenebilir. Amerikan ve İngiliz şirketleri Irak petrolünün geleceği belli olmadan Hazar petrolleri için büyük yatırımlara girmekten kaçınacaklardır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Cuma, Şubat 07, 2003
G- ABD 07 Şubat K. Irak’ta Harekat ile İlgili Sorular Türkiye’nin Irak’ta girişebileceği muhtemel bir harekatta dikkat etmesi gereken faktörlerin bazıları şunlar olabilir: Kürt gruplarla işbirliği halinde, onların endişelerini savuşturacak türden bir dil ve davranış şekli ile hareket edilmesi; İran, Arap devletleri ve AB’ye Türkiye’nin yayılmacı olmadığı, ama kendi güvenliği ile ilgili kaygıları nedeniyle böyle bir harekete girdiğinin bildirilmesi; Geri çekilmek için kesin ve bağlayıcı bir tarih vermekten kaçınılması; Harekatın askeri ve siyasal amaçlarının, önceliklerinin belirlenmesi, ancak koşullara göre bunlarda değişmeler ve sapmalar olabileceğinin unutulmaması; Hangi şartlarda, ne şiddette askeri güç kullanılabileceği üzerine zihinsel hazırlık yapılması; Vur-kaç terör eylemleri, sabotaj, sivil direniş gibi ihtimallerle karşılaşılabileceği ihtimalinin göz önünde bulundurulması; Yerli halk ile ilişkilerde çok dikkatli ve hassas olunması; Türkiye içinde PKK’nın eylemlere girişebileceği ve Türkiye’nin iki ayrı cephede mücadele vermek zorunda kalabileceği ihtimalinin göz önünde bulundurulması; Harekatın amaçları, gerekliliği ve maliyetlerinin Türk kamuoyu ile paylaşılması ve piyasaların sürekli bilgilendirmeyle rahatlatılması; Medyanın kullanımıyla harekatın insani boyutunun sürekli vurgulanması; Harekata katılacak birlikler içinde muharip unsurlar kadar düzenin sağlanmasında rol oynayabilecek jandarmanın da yer alması. Bu arada Kürt gruplar Türkiye’nin K. Irak’ta fazla kalması için bir neden yaratacağından endişeyle Türkiye’ye yönelik bir göç dalgası olmasını engellemeyi seçebilirler. Harekat sırasında ve sonrasında K. Irak’ta komuta kimde olacaktır (Türkiye’de, ABD’de, ikisi ortak, Kürt gruplarla beraber ortak)? Harekatın alanı ile ilgili bir sınır olacak mıdır? Olacaksa bu sınır nedir? ABD’nin ısrar edebileceği böyle bir sınır kabul edilmeli midir? Kürtlerin görünürde de olsa onayı aranacak ve alınacak mıdır? Türk kuvvetleri Kürt idari birimleriyle ne tür bir ilişki içinde olacaktır? Kürt yönetimlerin hali hazırdaki idari güçlerinin tamamının ya da bir kısmının üstlenilmesi söz konusu mudur? Türkiye’nin 1) kendi kafasında, 2) kamuoyuna açıklayacağı, 3) ABD’ye ileteceği bir çıkış stratejisi var mıdır? Ankara, Irak’ın genelinde ve K. Irak’ta hangi şartlar oluştuğunda çekilmeyi düşünmektedir? Bu şartların oluşması gecikirse ya da bölgedeki askeri varlığın ekonomik ve siyasi maliyetleri ağırlaşırsa ‘B planları’ nedir? Ankara’nın K. Irak’a sokacağı asker sayısının Amerikan askerlerinden fazla olmasını istemesinin askeri, psikolojik ve diplomatik nedenleri nelerdir? Bunda ısrar etmek ABD’nin Türkiye’ye getireceği asker sayısını azaltmasına mı neden olur yoksa Türk ve Amerikan kamuoyuna bu iki gücün amaçlarının farklı olmaktan de öte bazı noktalarda zıt olduğunu mu düşündürtür? Bu iki ülke birbirlerine karşı güç kullanmayacaklarına göre Türkiye’nin K. Irak’ta Amerika’dan daha fazla sayıda asker bulundurmakta ısrar etmesi - ve dolayısıyla buraya sokacağı asker sayısını bir anlamda Amerika’nın kendi asker sayısı ile ilgili kararlarına endekslemesi- Ankara’nın K. Irak ile ilgili kafasının karışık olduğunu düşündürtebilir. Böyle bir harekat, kısmen beraber hareket etseler de aralarında önemli farklılıklar olan K. Iraklı Kürt grupları birbirine yaklaştırabilir. Yine böyle bir harekatın Türkiye’deki Kürtler ile K. Iraklı Kürtler arasında yakınlaşma, dayanışma, özdeşleşme gibi dinamikleri harekete geçirebilir. Bu arada üslerde yapılacak yenileme oylamasında AKP’nin verdiği kayıplar ABD askerlerinin gelmesi konusundaki kararın da muhtemelen geçeceğini ancak bu durumun parti içinde ciddi ve belki de uzun dönemli sorunlara neden olabileceğini düşündürtmektedir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Perşembe, Şubat 06, 2003
G- ABD 06 Şubat ABD ile Pazarlık - Powell’ın Kanıtları Başbakan Gül’ün gazetelerin Ankara temsilcilerine Türkiye’nin ABD harekatına destek vereceğini açıklaması Powell’ın Birleşmiş Milletler’deki konuşmasından sonra yapılmalıydı. Böylelikle Türkiye bu karara Powell’ın sunumundan etkilendiğini iddia ederek vardığını iddia edebilir ya da düşündürtebilirdi. Türkiye’ye yönelik yardım paketi netleşmeden Meclis’ten Amerikan askerinin Türkiye’ye konuşlanması ve transit geçmesi için gerekli kararın geçmesi ekonomik pazarlıkta elimizi zayıflatabilir. ABD ile yapılan pazarlığın içeriği konusunda kamuoyunun bilgisi sınırlı olduğu için hükümetin bu pazarlıktaki başarısı hakkında net yorumlar yapmak zordur. Eğer olması gerekenden farklı olarak Türkiye’ye bağlayıcı değil sadece genel, muğlak ve sınırlı vaatlerde bulunuluyorsa, Türkiye’nin şu ana kadarki direnişinin meyvelerini yemeden ‘çözülmemelidir.’ Bu açıdan Amerika ile işbirliği konusundaki adımların parçalara bölünmesi ve Amerika’nın attığı adımlara paralel olarak ilerlemesi olumludur. ABD Hazine Balan Yardımcısı Taylor’un Ankara’ya gelişi Washington’un paketle ilgili yeni ekleri olduğunu düşündürtmektedir. Türkiye’nin harekata vereceği destek kararını hemen vermemiş olması, bu yönde yapılan bir çok yorumun aksine Türkiye’nin değerini arttırmıştır. Hükümet bu gecikmeyi belki de pazarlık taktiği olarak değil de bazı duyarlılıkları nedeniyle gerçekleştirmiş olsa bile bunda ısrar etmeden doğru zamanlama ile pozisyon değiştirmesi dışarıdan görüldüğü kadarıyla başarılı görünmektedir. Ancak pazarlığın ayrıntıları ve şu an ulaşılan nokta tam olarak bilinmediği için bu yargı belli bir ihtiyatla yapılmalıdır. Powell’ın kanıtları arasında daha önce şu an harekata şüpheyle bakan ülkeleri ikna edebilecek çarpıcı bir unsurun bulunduğu söylenemez. Ancak bu sunumun Amerikan kamuoyunu savaşı destekleme yönünde etkilemesi beklenebilir. Beklenenin aksine Fransa’nın savaşa muhalif tutumunda ısrar edebilir. Eğer Paris Almanya’yı yalnız bırakıp ABD harekatını destekler bir pozisyona geçerse bu hali hazırda çok ciddi yara almış ancak tamamen de vazgeçilmemiş ortak dış politika geliştirme hayalinin sonu olabilir. Fransa’nın Çin ve Rusya’dan en az biri kendisine katılmazsa veto hakkını kullanması da aynı derecede uzak bir ihtimaldir. Denetçilerin ilk raporu, Bush’un Birliğin Durumu konuşması, ‘Sekizler mektubu’ ve Powell’ın BM’deki sunumu hep beraber Irak'ta rejim değişikliği ihtimalini geri dönülmez noktaya getirmiştir. Denetçiler bundan sonraki raporlarında da Irak’ın işbirliğinin ideal olmaktan uzak olduğu ifadesi yer alırsa ABD’nin savaşla arasında bir engel kalmayacaktır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Salı, Şubat 04, 2003
G- ABD 04 Şubat Amerikan Ekonomisi - Irak-El Kaide Bağlantısı Başkan Bush, ekonomide ve dış politikada ‘Reagan’dan çok Reagancı’ bir görünüm çizmektedir. ABD’nin 2004 bütçesi 2.23 trilyon dolar,. bütçe açığının ise yaklaşık 310 milyar olması beklenmektedir. Bu arada Amerikan askeri harcamaları 400 milyar dolar sınırını zorlamaktadır. ABD gerek kalite gerekse sayısal olarak silahlanmada diğer devletlerle arayı öyle açtı ki, şu anda sadece kendiyle yarışmaktadır. Şu anki askeri harcamaları, kendinden sonra gelen 15 ülkenin toplamına eşittir. 2009 yılında 500 milyar dolara ulaşması beklenen savunma harcamaları bazı hesaplara göre dünya toplamının yüzde altmışını oluşturacaktır. Başkan Bush vergi indirimi, bütçe açıkları ve kısılan sosyal harcamalar ve Irak harekatı ile ekonomi ve dış politikada sürekli risk almaktadır. Bu riskler birikip bir süre sonra başkanlığını içinden çıkılmaz krizlere sokabilir. Vergi indiriminin ekonomiyi canlandırması ve devlet gelirlerini arttırması umuluyor ancak bu gerçekleşmez ve ekonominin yüzde beşine ulaşan ödemeler dengesi açığı artmaya devam ederse Amerikan ekonomisine duyulan güvenin azalması ve eskisinden farklı olarak rezerv parası olarak artık rakipsiz olmayan doların daha da fazla değer kaybedebileceği tahmin edilmektedir. Başkan Bush önümüzdeki yıl seçimler yaklaşırken ekonomide ‘tabancasındaki tüm kurşunları savurup hala hedefi vuramamış’ duruma düşebilir. Kongre’de çoğunluğu da olduğu için seçim zamanı geldiğinde ekonomik problemlerden Demokratları da sorumlu tutamayacağından, Bush’un savaşı kısa zamanda kazanıp oluşacak iyimserlik havasının ekonomiyi canlandırmasını ummaktan başka bir çözümü olmayabilir. Powell’ın yarın sunacağı ‘kanıtlar’ arasında yer alması beklenen Irak-El Kaide bağlantısı hakkında CIA ile Pentagon arasında ciddi görüş farklılıkları bulunmaktadır. CIA, Pentagon’u fazla ‘yaratıcı’ olmakla, para, vize, koruma karşılığında ya da sadece intikam duygularıyla hareket eden Irak’lı bazı sığınmacıların anlattıklarını hemen kabul etmeye hazır olmakla, birbiriyle alakasız noktaları birleştirerek gerçek olmayan ya da kanıtlanamayacak bir ilişki yaratmakla eleştirmektedir. Bu arada şahinlerin CIA üzerinde ‘istek üzerine sipariş’ istihbarat hazırlama konusunda baskı yaptıkları iddia ediliyor. Pentagon ise CIA’in analiz metotlarının eskidiğini, değişen tehditlerle beraber artık istihbarat analizlerinin ‘yaratıcı’ olması gerektiğini, istihbaratın hiçbir zaman mükemmel olmayacağını, hep eksik ve kısmen yanlış olacağını, istihbaratçının tam hakikatin değil eylem için gerekli olanın peşinde olması gerektiğini ve günümüz tehditlerine karşı önlem almak için artık ABD'nin elindeki istihbarattan yüzde yüz emin olmayı bekleme lüksüne sahip olmadığını savunmaktadır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) Pazartesi, Şubat 03, 2003
G- ABD 03 Şubat ABD ile Pazarlık - Kamuoyu ve Irak Türkiye’nin bu krizden kendi çıkarlarını savunmakta tereddüt etmeyen ve bu yolda gerektiğinde problem çıkartmaktan kaçınmayan, ama bunları garanti altına aldığında da ideolojik, duygusal ya da tepkisel değil pragmatik davranan ciddi bir ülke portresi çizerek çıkmasının uzun yıllara yayılacak olumlu bir etkisi olacaktır. Bu başarılması kolay bir iş değildir, ciddi zamanlama, nüans ve perspektif hakimiyeti, diplomatik maharet ve baskı altında 'erimeden' disiplini koruma gücü gerektirmektedir. Diplomatik ayarlar kaçırılırsa ‘hüsranla’ da sona erebilir ancak yine de kamuoyunda önerilen diğer teslimiyetçi ya da savaşa tutkuyla karşı duran pozisyonlardan üstündür. Türkiye, Irak harekatı nedeniyle bir kısmına hali hazırda maruz kaldığı olumsuz ekonomik ve siyasi zorluk, risk ve kayıpların karşılanması için ABD’den garantiler almak için zamana oynamak ile Amerika’nın ‘sabrının tükenmesi’ ve harekata Türkiyesiz girişmesi ve dolayısıyla Ankara’nın zararlarını kendi başına göğüslemek zorunda kalma riski arasındadır. Türkiye kapıyı kapatmayıp müzakerelere devam ettiği sürece ABD’nin bunları kesip Türkiyesiz bir harekata girişmesi ihtimali vardır ama düşüktür. Türkiye için diplomatik anlamda riskli ama gerekli olan, zararlarının makul şeliller içerisinde karşılanmasında ısrar etmektir. Genelde Türk-Amerikan ilişkileri ilkinin aleyhine asimetrik bir yapı göstermekle beraber Irak krizinde ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı daha fazla ve ivedidir. ABD için zaman daha hızlı işlemektedir. Zamanın azalması ABD’yi bizim taleplerimizi kabul etmeye daha yakınlaştırabilir. Burada belki dikkat edilmesi gereken, Washington’a, harekat için gerekli desteğin sağlanması konusundaki temel faktörün duygusal ya da ideolojik değil tamamen Türkiye’nin ekonomik zararlarının makul şekillerde karşılanması ve Irak’ın geleceği ile ilgili beklenti ve endişeleri çerçevesinde verileceğini ortaya koymaktır. Başbakan Gül, geçen hafta Türkiye’nin Irak harekatı nedeniyle uğrayacağı zararların nasıl karşılanacağı konusunda yazılı ve esnek bir metot üzerinde anlaşıldığını söyledi ancak bu konuda bir ayrıntı vermedi. Bu konuda akla şu sorular gelmektedir: 1) Bu konudaki müzakereler sonuçlanmış mıdır yoksa genel bir çerçeve belirlenmekle beraber görüşmeler hala devam mı etmektedir? 2) Sadece rakamın belirlenmesi değil ödeme şekli, şartları ve Kongre engelinin nasıl aşılacağı gibi ayrıntılar da bu paketin içinde midir? 3) Paket gerçekten yazılı bir metne dönüştürüldü ise altındaki imzaların düzeyi nedir? Bu metodun ayrıntılarının kamuoyuna açıklanmamasının anlaşılabilir nedenleri olabilirse de Amerikan hükümetinin savaştan sonra kendini hala bu anlaşmaya bağlı hissetmesi için varlığından da öteye en azından bir kısmının kamuoyuna açıklanması ya da belki de sızdırılması gerekir. Türk kamuoyunun savaşa karşı olmasında değişik kişi ve grupların değişik nedenleri olabilir: Prensip olarak savaşa karşı pasifist duruş; mazlumun ve zayıfın yanında olma güdüsü; savaşın genel olarak Türk ekonomisine, özelde belli sektör, bölge ve gruplara olumsuz etkileyeceği endişesi; Amerikan güç, niyet ve politikalarına duyulan şüphe ve öfke; savaşın Irak’ın parçalanmasına yol açacağı endişesi; Irak halkına Müslüman olması nedeniyle duyulan sempati ve savaşın bu halkın zararına olacağı endişesi. Bunlar içinde en baskın olanın savaşa prensip olarak karşı olmaktan çok, bunun maliyetinin 91’de olduğu gibi Türkiye’nin başına yıkılacağı endişesi olacağı iddia edilebilir. Kamuoyu Türkiye’nin zararların önemli bir kısmının tazmin edileceğini bilirse savaşa yönelik muhalefetin şiddet, şekil ve etkisinde ciddi değişiklikler olabilir.(Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı) |