TurcoPundit

US foreign policy and Turkish-American relations
ajp1914@yahoo.com
Home
Foreign Press Review
Şanlı Bahadır Koç


This page is powered by Blogger. Isn't yours?
Pazartesi, Eylül 29, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 29 Eylül
Irak’la İlgili Gelişmeler

1) Dehap’la ilgili gelişmelerin Irak’a asker gönderme konusunda iktidarın tutumuna nasıl etki yapabileceğine dair şu an için çok net konuşmak zorsa da yanılma ihtimalini de göze alarak belki şu spekülasyon yapılabilir: Dehap davasındaki gelişmeler dolaylı ve muğlak bir şekilde de olsa erken seçim ihtimalini milletvekillerinin zihnine getirecek ve seçim ihtimali hükümeti asker gönderme konusunda normalden bir parça daha temkinli olmaya yöneltirken, AKP milletvekilleri ise parti yönetimi ile ilişkilerinin zarar görmesinden ve eğer seçim olursa belki de tekrar seçilebilecekleri sıralara konmama endişesi ile tam ikna olmasalar bile yetkiyi hükümete vermeye normalden daha açık olabileceklerdir. Daha az düşük ihtimal olmak üzere tersi bir yorum da şöyle yapılabilir: Hükümet seçim ihtimali artarsa/arttıkça tedirgin olabilecek piyasalar üzerine bir de ABD ile anlaşmamanın yaratacağından korktuğu ilave bir olumsuzluk olmaması için tezkereyi bir an önce geçirmek isterken, altı aydan kısa bir süre içinde milletvekilliklerini korumak için seçim bölgelerinde kampanya yapmak zorunda olabilecek milletvekilleri seçmenlerin olumsuz tepkilerine maruz kalmamak için asker göndermeye olan bakışları daha da olumsuzlaşır. Şüphesiz, bu hükümet dahil hükümetlerin böyle önemli dış politika konularında iç politika mülahazaları dışında dikkate aldıkları bir çok başka faktör vardır. Ama yine bu hükümet dahil her hükümet seçim sathına girilmesi durumunda aldıkları hemen her önemli kararda bunun seçmen üzerindeki sonuçlarını hesap ederler. Türkiye’nin seçim atmosferine girmesi hala düşük bir ihtimal olmakla beraber, eğer bu yönde gelişmeler yaşanırsa hükümetin asker göndermeye olan isteği azalacak, ama olur da hükümet Meclis’e giderse tezkereye milletvekillerinin vereceği destek artacaktır. 2) ABD’nin Irak’tan apar topar kaçması gerçekten de Türkiye için riskler içermektedir. Ama bu durum, bazen iddia edildiği gibi, ABD’nin istediği her şeyi kayıtsız şartsız vermeyi değil, ama, bu ülkenin Irak’ta girişiği işin, belki kendi istediği şekilde olmasa da, başarılı olması için onu halihazırda yaptığı ve gelecekte yapabileceği hatalardan çevirmeyi gerektirir. ABD’nin yaptığı hatalar içinde hala bazı adımlarla telafi edilebilecek ya da olumsuz sonuçları hafifletilebilecekler şunlar olabilir: i) ABD Irak’ın işgalinin bu ülkenin doğal kaynaklarını kontrol etmek, İsrail’e dost ve belki de müttefik bir Arap rejimi ‘üretmek’ amacıyla yapıldığı imajının yerleşmesine engel olamamıştır. ii) Irak’ta yeni kurulacak rejimde sayılarının çok ötesinde ülke dışındaki muhalif gruplara rol ve destek vermiş, Saddam rejiminin zulmünü içeride çekmiş kişi grupları sürece dahil etme konusunda gerektiği kadar başarılı olamamıştır. iii) Tüm eksiklik, yetersizlik ve beraberinde getirdiği komplikasyonlara rağmen uluslararası toplumun ve BM’nin işgalin önemli bir unsuru olmasının getirilerinin maliyet ve risklerden daha fazla olduğu gerçeğini kabul etmemiştir.

3) İşte bu nedenle Türkiye ABD yönetimini etkilemeye çalışmalı ve sadece asker istenen ve buna evet ya da hayır demek arasında gidip gelen bir ülke olmanın ötesinde, Irak’ta gerçek, kalıcı ve meşru çıkarları olan bir ülke kimliğiyle, bu ülkenin geleceğinin nasıl olacağı konusunda fikirler ve projeler öne sürmeli, girişimlere önayak olmalıdır. Türkiye, eğer söyleyeceklerinin kıymetine güveniyorsa, ABD’ye Irak’ta izlemesi gerektiğini düşündüğü politikalarla ilgili olarak telkinde bulunabilmek için asker göndermiş olmasının gerekmediğini görmelidir. 4) Irak’ın komşuları, AB ülkeleri, İslam Konferansı, Arab Birliği gibi, belki tek tek rol ve etkileri sınırlı ama hep beraber düşünüldüğünde Türkiye için anlamlı kanallar oluşturacak forumlarda Türkiye’nin Irak’taki çıkarları, bu ülkenin geleceği ile ilgili endişeleri, mevcut durumdan çıkılması için atılması gerektiğini düşündüğü adımlar anlatılmalıdır. Türkiye’nin Irak’ın geleceği için istedikleri ile yukarıdaki forumlarda Türkiye’nin niyeti olarak görülenler arasındaki uçurumun kapatılması için daha aktif olmak gerekir. Türkiye, Irak’ın toprağında ve petrolünde gözü olmadığını, bu ülkenin toprak bütünlüğünün korumasına çok büyük önem verdiğini ve belki de bunun en büyük garantörlerinden biri olduğunu, Irak’ın istikrarlı, demokratik, müreffeh ve güven veren bir komşu olmasını arzuladığını, Irak’ın doğal kaynaklarının Iraklıların ortak malı olduğuna inandığını herkese anlatabilmelidir. Bu çabalar hemen dramatik sonuçlar vermese bile bıkıp usanmadan derdimizi anlatmada ısrar etmenin orta ve uzun vadede belki sınırlı ama bu yüzden önemsiz de olmayan sonuçları olacaktır. Irak’ın toprak bütünlüğü ile ilgili –belki Iraklıların önemli bir kesiminden de fazla- endişeler taşıyan bir ülkenin, hala bir çok çevre tarafından bu ülkenin topraklarında gözü var şekilde görülmesi Türkiye’nin kamu diplomasisi adına büyük bir başarısızlıktır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Perşembe, Eylül 25, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 25 Eylül
Bush ve Irak: Asker, Para, Meşruiyet

1) Henry Kissinger, artık bir tür klasik olan doktora tezinde uluslararası politikada ‘statükocu güçlerle’ ‘revisyonist güçler’ arasındaki ilişkileri incelemişti. Kissinger’a göre revisyonist güçler statükoyu değiştirmenin ötesinde onu dönüştürmeyi amaçlayanlardır. Kissinger, revisyonist gücün ayırd edici özelliğinin kendini tehdit altında hissetmesi değil, hiçbir şeyin onu güvende hissettirmeye yetmemesi olduğunu yazmıştı. Bush yönetiminin bir tür revisyonist güç olduğu iddia edilebilir. Ama belki de geçmişteki benzerlerinden farklı olarak bu revisyonist güç demokratik bir devletin gücünü kullanmaya kalkmıştı. 2) Türkiye’de farklı çevrelerce paylaşılan bir görüşe göre, 11 Eylül’den sonra ABD’nin, en iyimser şekilde belirtmek gerekirse, abartılı reflekslerini belki onaylamak değil ama ‘onunla yaşamayı öğrenmek gerekir. Bu görüş ABD’nin refleksinin kemikleşerek, kurumsallaşarak kalıcı hale geleceği varsayımına dayanıyor. Bu refleks kısmen anlaşılır ama yine de karşı çıkılması gereken bir şeydir ve sanılanın aksine karşı çıkılmaz, şekillendirilemez, direnmenin beyhude olduğu, engellenemez, şikayet edilemez, sadece uyum sağlanan şey değildir. Bu kadar fatalistik, deterministik, teslimiyetçi olmamak gerekir. Ancak kabul etmek gerekir bundan birkaç altı önce direnmenin anlamsız olduğunu düşünmek için bugünden çok daha fazla neden vardı. Evet, 11 Eylül’le beraber Amerikan dış politikası daha sağa kaymıştır ama bunun ne ilelebet böyle kalacağı ne de bunun değişmesine dışarıdan hiçbir etki yapılamayacağı doğrudur.

3) Bush’un Irak’la ilgili olarak meşruiyete, paraya ve askere ihtiyacı var. Ama BM’de yaptığı konuşma bunları elde etmek isteyen birinin kullanması gereken içerik ve tarzdan yoksundu. İşin belki de yeterince dikkat edilmeyen korkutucu tarafı şudur: Eğer Bush i) Amerikan bütçe açıklarının rekor düzeylere gelmesine neden olan abartılı vergi indirimine gitmese ve dolayısıyla şu andan farklı olarak paraya ihtiyacı olmasa, ii) savaştan önce BM konusunda biraz daha sabırlı olsa ve belki bir iki ay daha bekleyerek Avrupa’yı savaşı desteklemeye mecbur bıraksa, iii) yine savaş öncesinde Türkiye ile anlaşmanın bu ülkeyi tatmin ederek bir yolunu bulsa ve böylelikle Kuzey’den de girerek Irak’ta düzeni çok daha hızlı bir şekilde sağlamayı başarsa, belki de bugün Bush ile ikici dönem ve yeni muhafazakarlarla yeni zaferler arasında çok ciddi bir engel olmayacaktı. Bush ve ekibi, eğer bazı tercih hataları yapmasalardı amaçladıkları sonuçları yakalamış olabilirlerdi. Denebilir ki, Bush’u, ne dünyanın geri kalanı ne de Amerikanın içindeki güçler değil, kendi yaptıkları hatalar durdurdu. Bu arada, Bush yönetiminin ideolojik bir yaradılışı olduğu, yanlışlarında ısrar etmeyi Churchillvari bir kararlılık ve liderlik olarak görerek kolay vazgeçmeyeceği düşünülebilir. Amerika’nın başarısızlığının bir sınır ülkesi olan Türkiye için bariz bazı riskler yarattığını unutmasak da, Bush Yönetiminin başarısızlığından bir tür keyif duymamak güçtür. 4) 8.5 milyar kredi Türkiye’nin ayağına dolanarak yarardan çok zarar getirebilir. Bu kredi ilk açıklandığında Türkiye’nin savaşta uğradığı zararlara karşılık olarak gösterilmişken, şimdi, ileriye yönelik Türkiye’nin tavırlarını Amerikan tercihleri doğrultusunda şekillendirmek için kullanılacağı görülüyor. 5) Tüsiad başkanının yaptığı çıkışla ilgili olarak yapılan spekülasyonlara belki şu da eklenebilir: Acaba Tüsiad içinde Irak’a asker gönderme konusunda yaşanan – ya da öyle görünen- anlaşmazlığın bir nedeni de, Türk iç polikası kontekstinde çok sık ve özensizce kullanıldığı için belli bir ihtiyatla kullanılması gereken, ama bazı durumlar için pekala doğru olabilecek, Avrupa/ABD rekabeti faktörü olabilir mi? Bu açıklamanın ağırlıklı olarak Avrupalı şirketlerle iş yapan patronların Tüsiad pozisyonunu ‘kaçırma’ girişimi olabilir mi? (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Çarşamba, Eylül 24, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 24 Eylül
Irak Üzerine Dört Not

1) Dün BM’de yapılan konuşmalardan şu sonuçlar çıkarılabilir: Bush Yönetimi BM’nin seçimler ve anayasanın yazılmasında katkı yapabileceğini söylemekle beraber Irak’ta bu kuruma ciddi anlamda rol vermeye henüz hazır değil. Bir çok yorumcu Bush’un dünkü konuşmasını ‘hayal kırıklığı’ ve ‘kaçırılmış önemli bir fırsat’ gibi ifadelerle değerlendirdi. Öte yandan Chirac, birkaç gün önce de belirttiği gibi, yeni bir tasarıyı veto etmeyecek ama Irak’a para ya da asker göndermeye niyeti de yok. Chirac, Irak’ta idarenin birkaç ay içinde Iraklılara devredilmesi şeklindeki çağrısını ‘makul bir süre içinde’ diyerek değiştirse bile aslında bu işe bulaşmaya çok istekli değildir. Tasarıyı veto etmeyeceğini açıklayarak, şekil olaak da olsa, Amerika’nın önünde engel olma ya da Washington’un Irak’ta yaşadığı problmlerden memnun olma görüntüsünü zayıflatmaktadır. Chirac sanki , ‘ben gelmiyorum, ama yanında götürebiliyorsan başkalarını götürmene de engel olmuyorum. Nasıl olsa bu sorunun altından yine kalkamayacak ve belki birkaç ay sonra hem de bu sefer seçim sathına girildiği için çok daha zor durumda ve panik halinde yine geleceksin’ diye düşünür gibidir. Bu durumda, bazı gözlemcilere göre belki bir kaç hafta içinde, yeni bir BM kararı çıkabilir ama Türkiye ve belki Pakistan gibi ülkeler hariç bu kararın etkileyeceği ülke sayısı sınırlı olacak gibi görünmektedir. Böyle Amerikan işgaline görünürde çok sınırlı ve muğlak bir meşruiyet getirebilecek ama Irak’ta ‘yerdeki durumu’ değiştirmeyecek bir karar Türkiye için ciddi sorunlar yaratabilir. Bu karardan sonra Washington Ankara’nın kapısını daha hızlı ve aceleci bir şekilde çalarak, ‘BM kararı istiyordun, işte onu da çıkardım, artık beni daha fazla oyalama’ deme fırsaı bulabilir. Halbuki, başka ülkeleri Irak’a gelmeye ikna etmeyen bir kararın Iraklıların işgale bakışın yapacağı etki çok sınırlı olacağı için Türkiye açısından fazla bir önemi olmayacaktır. 2) Bu arada Hükümet’in Meclis’e tezkere değil ama yetki için gitme fikrini nasıl değerlendirmek gerekir? Hükümet yetkiyi aldıktan sonra ABD’nin baskılarına çok fazla dayanabilir mi? ABD oyalanacak, reddedilecekse ya da Washington’a bazı konularda daha direnilecekse bunu Meclis’in yapması daha demokratik, ‘şık’ ve akıllıca değil mi? Ama öte yandan da belki şu da iddia edilebilir: Meclis’ten yetkiyi alan Hükümet Washington’a bu işte ciddi olduğunu ve eğer ikna olursa asker gönderebileceği mesajını göndererek Washington’un daha ciddi önerilerle gelmesi için ona bir fırsat verebilir.

3) 1 milyar dolar ABD’nin Irak’taki yaklaşık bir haftalık askeri harcamasına tekabül ediyor. Bir Türk askerinin Irak’a gitmesinin bir Amerikan askerinin ülkesine dönmesine imkan sağlayacağını varsayar ve bir Amerikan askerinin aylık maliyetinin 20 bin dolar civarında olduğunu hatırlarsak, 10 bin Türk askerinin Irak’a gitmesinin ABD’ye altı aylık getirisinin 1 milyar doların üzerinde olduğu düşünülebilir. Washington, Türkiye’ye verilecek – taksit taksit ve her zaman yeni engel, bahane ve şartlar çıkarılabileceğini de unutmadan- 8.5 milyarlık kredinin ABD’ye yaklaşık 1 milyar dolar olan maliyetini 10 bin Amerikan askerini evine yollamasına imkan verecek aynı sayıda Türk askerinin Irak’ta yaklaşık altı ay kalması ile çıkarmış olacak. Bu kredinin Türk ekonomisine faizlerde neden olacağı indirim gibi faktörlerle beraber yapacağı katkının 1 milyar dolardan çok daha fazla olacağını kabul etsek bile yine de Washington’un bu işten daha karlı çıktığı düşünülebilir.
Dolayısıyla Türkiye'nin asker göndermesinin ABD'ye sırf ekonomik olarak bile getirisinin Ankara'ya verdiği kredinin
üzerinde olduğu söylenebilir. Demek ki Ankara'ya ileride 'parayı aldın, sus' gibi bir yaklaşım gelirse alınan kredi nedeniyle borçluluk duyulmaması gerekir. O halde kredi nedeniyle diğer siyasi taleplerde zayıflama olmaması gerekir. 4) Türkiye Irak’a asker gönderse bile ‘masada olacağının’ garantisi olmadığı gibi, asker göndermeden de Irak’taki gelişmelere belli ölçülerde etki yapmanın yolları olabilir. Irak anayasasının nasıl olacağı bu ülkenin geleceğinde uzun dönemli etkilere neden olacaktır. Türk hükümeti, araştırma kurumları, üniversiteleri Irak’ta, baka şeylerin yanında, anayasa yazma sürecini de çok yakından takip etmeli, Türk anayasa uzmanları ve bölge uzmanları beraber çalışma grupları oluşturarak Irak anayasasında Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hangi unsurların olması - ya da olmaması- üzerine ayrıntılı fikirler geliştirmelidir. Sonra bu bilgi ve fikirler, belki direk Türkiye’nin görüşü olarak açıklanmasa bile – çünkü bu geri tepebilir- Türkiye’nin Irak Konseyi içindeki yerel müttefiklerinin ‘eline tutuşturulabilir.’ (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Pazartesi, Eylül 22, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 22 Eylül
Irak Üzerine Sekiz Not

1) Türkiye, hiçbir şey elde edemediği bazı uç durumlar hariç, Irak’a çok büyük ihtimalle bir şekilde asker gönderecektir. Sorun bunun ne zaman, hangi şartlarda ve şartlarla ve kiminle beraber olacağıdır. Bu durum açık olması gerekirken hala siyah-beyazlar üzerine tartışarak zaman kaybediyor olabiliriz. Tercih asker göndermekle göndermemek arasında değil, i) hemen şimdi göndermekle sonra göndermek, ii) hemen hiç bir şey almadan, her şeyi ABD’nin iyi niyetine bırakarak göndermekle bazı güçlü garantiler ve kazanımlar elde ederek göndermek, iii) tek başına gitmekle yanımızda ya da arkamızda başkalarını da götürmek, iv) Amerikan işgaline destek verir bir görüntü çizerek maruz kalacağımız riskleri çok daha arttırmakla işgalin bir nebze olsun uluslararası bir çehre kazanması arasındadır. 2) Tüsiad başkanı asker gönderme konusunda şaşırtan çıkışını niye yapmış olabilir? Bu çıkışta ifade edilen düşüncenin Tüsiad’ın tamamının gerçek ve samimi fikri olup olmadığı belirsizdir. Bu konuda şu ihtimallerden bahsedilebilir: i) Tüsiad, Türkiye’nin tek başına Irak’a asker göndermesinin bu ülkedeki problemleri çözmeye yetmeyeceğini anladı ve ii) ayrıca Türk askerlerinin Irak’ta verebileceği kayıpların hükümeti zayıflatacağını ve bunun da yeni oluşmaya başlayan istikrar görüntüsünü zedeleyeceğini düşündü. iii) Asker gönderme lehinde hükümete baskı yapıyor görüntüsü vermenin ters tepebileceği ve hükümeti kendi kamuoyu karşısında Tüsiad’ın istediklerini yapıyor görüntüsü içine sokmamak için. iv) Tüsiad hükümet ve ordunun asker gönderem kararı aldığını hesaplayarak bu karardan sonra Irak'ta yaşanabilecek olumsuz gelilşmelerden sonra sorumlu tutulacak kurumlardan biri olmamak istedikleri için. v) asker gönderme konusunda fazla istekli ve acele davranmanın Türkiye’nin AB sürecini olumsuz etkileyebileceği endişesi taşıdıkları ve hatta bu yönde bazı sinyaller aldıkları için. vi) Biraz daha muğlak olmakla beraber bir başka ihtimal de, Tüsiad’ın, Hükümet’in Irak’a asker göndermesi ve Dehap oyları ile ilgili gelişmelerin birleşerek yerel seçimlerle birleştirilmiş bir erken seçime dönüşmesi ihtimalinin artabileceği ve bu durumun da ekonomik dengelere olumsuz etki yapabileceği endişesi olabilir. Ve son olarak Abdullah Gül'ün -sonradan yalanladığı- demecinde de ima edildiği gibi vii) Tüsiad, belki bazı dış 'odaklarla' ilişkilerinden de etkilenerek, Türkiye'nin Irak'a asker göndermemesinin Ankara'nın Irak'ın geleceğinde ve nihayetinde K. Irak'ta kurulabilecek bir Kürt devletinin önleme konusunda söz sahibi olmamasına yol açacağını hesapladığı için.

3) Türkiye’nin Irak’ta ABD, BM, Irak Yönetici Konseyi ve Irak halkı arasında egemenlik, yetki ve sorumlulukların nasıl paylaşılacağı, bunun hangi takvimle hangi tempoda ilerleyeceği konusunda kendine ait, orijinal, gerçekçi, makul ve kendi çıkarlarını gözeten fikirleri olmalıdır. Türkiye bu tartışmaya kendi katkısını yapmalıdır. Pasif bir şekilde, bizim bir rolümüz olmayan BM kararını beklemek de doğru değildir. 4) ‘Asker göndermek için BM kararı iyi olur ama şart değil’ yaklaşımı doğru olduğu gibi, bazı uç durumlarda bir BM kararı olsa bile Türkiye asker göndermekten kaçınabilir. 5) Bu arada Türkiye’de, aslında bir Kürt devletinden endişe edilmemesi gerektiğini savunanların, hepsi değil ve hatta belki çoğunluğu da değil ama önemli bir kısmı, Türkiye’nin Irak’a asker göndermesi gerektiği yolundaki düşüncelerini desteklerken, aksi halde bunun Kürt devletine yol açacağını söyleyerek bir parça çelişkiye düşmüş olmuyorlar mı? Eğer bir Kürt devletinden endişe etmemize gerek yoksa o halde niye bunu engellemek için kendimizi riske atıyoruz? 6) Türkiye’ye bu kadar ihtiyacı olduğu bir zamanda bile PKK konusunda ciddi hiçbir adım atmayan ABD’nin bunu sonra yapacağını düşünmek için epey iyi niyetli olmak gerekir. 7) Irak petrol hariç bütün sektörlerde kapılarını yabancılara açması ile beraber ABD Fransa gibi ülkelere ‘asker ve mali katkı yapmazsanız bu pazarın dışında kalırsınız’ mesajını daha güçlü verebilir. Aslında belki de siyasi ve askeri sürecin kontrolü ABD’de kalmakla beraber mali kontrol BM’ye geçse, bütün ihale, ticaret ve yatırım anlaşmaları şimdikinin aksine şeffaf ve herhangi hiçbir ülke veya şirkete imtiyaz ve öncelik tanımadan yapılsa daha iyi olmaz mı? 8) ABD Fransa’yı izole etmek istemektedir. Fransa, beğenilsin ya da beğenilmesin, ABD’ye direnmek isteyen ülkelerin entelektüel anlamda lideridir. Fransızlar Irak’a kurtarıcı olarak – Saddam’dan değil Amerikalılardan- gelmek istiyorlar. Bunun için ABD işgali ile Iraklılar arasındaki problem, soğukluk ve düşmanlığın daha da arttırmasını bekliyor olabilirler. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Perşembe, Eylül 18, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 18 Eylül
Irak’a Asker / 2004 Seçimleri

Türkiye’nin Irak’a asker göndermesi durumunda karşılaşacağı risk ve maliyetlerin büyüklüğü ve kesinliği ile bunların karşılığında elde edebileceği düşünülen, umulan getirilerin muğlaklığı, şartlılığı ve küçüklüğü, şu aşamada asker gönderme yönünde bağlayıcı bir karar alınmaması gerektiğini düşündürtmektedir. Ancak Ankara nihai karar vermek için, ABD’ye açıkça ‘hayır’ demenin zorluk ve bedelini de dikkate alarak, bekleme, oyalama, ABD’nin hemen kabul etmekte zorlanacağı şartlar öne sürme ve garantiler isteme yoluna gitmeli ve ABD’nin diğer ülkelerle yaptığı görüşme ve pazarlıkların biraz daha olgunlaşmasını beklemelidir. Türkiye bu görüşme ve pazarlıkların içeriği ve iniş-çıkışlarını çok yakından takip etmek zorundadır. Eğer Ankara, şu anki durumdan farklı olarak, ABD’den ciddi bazı garantiler alabilirse, Washington’un diğer ülkelerle yaptığı müzakere ve pazarlıklar belli bir olgunluğa geldikten sonra ama nihayetlenmeden önce, Irak’a asker gönderme kararı alabilir. Ciddi olarak yanılma ihtimalini de göze alarak bir tahmin yapmak gerekirse, önümüzde ABD’den istediklerimizi almak için yaklaşık iki aylık bir zaman dilimi olduğu iddia edilebilir. Türkiye bu zamanı çok iyi kullanmalıdır. Bu süre sona erdiğinde Washington PKK, Irak’ın geleceği, askeri konular, ekonomik maliyet gibi konularda çok daha açık ve Türkiye’nin pozisyonuna yakın noktalara getirilmelidir. Evet, kendi pozisyon ve önemimizi abartmamalıyız ama Türkiye’nin asker göndermeye yaklaştığını belli etmesinin belki BM’deki pazarlıkların temposuna bile etki yapacak bir önemi olduğunu düşünmek mümkündür. ABD’nin pozisyonunda yaşanacak esnemeler sonucunda diğer ülkelerin Irak’a asker gönderme fikrine ısınmasını takiben gelecek Türkiye’nin asker gönderme kararı, bu ülkelerin kararını hızlandırarak gözle görülür bir etki yapacağı için ABD nezdinde belli bir prestije tahvil edilebilir. Ayrıca, Türkiye’nin şu aşamada Irak’a asker göndererek ABD’ye yardım etmesini istemeyen, bunun başka şeylerin yanında Washington ile yaptıkları kendi pazarlıklarında ellerini zayıflatacağından endişelenen Fransa gibi ülkeler, bu destek şimdi değil de onlar da bu fikre ısınmaya başladıktan sonra gelirse, Türkiye’ye duyacakları tepki daha az olacaktır. Tabii yukarıdaki resim, doğruluğu kesin olmayan bazı varsayımlara ve ihtimallere dayanmaktadır. Bu varsayımların yanlış çıkması da pekala mümkündür. Hatta şu karşı sorunun da üzerinde düşünülmesi gerekebilir: Eğer ABD başka ülkeleri ikna etmeye yaklaşırsa o zaman Türkiye’den asker talebi konusunu ‘tekrar düşünebilir’ ve komşulardan asker almama ‘prensibi’ ve başta Kürtler olmak üzere bazı Iraklıların Türk askeri istememesi gibi nedenler öne sürerek Ankara’ya yönelik teklifini geri alabilir mi? Böyle bir ihtimal vardır ama yine de beklemekle alınan riskin acele bir asker gönderme kararıyla üstlenilecekten daha az olduğu iddia edilebilir. Bu yol bazılarına bir anlamsız bir ‘şark kurnazlığı,’ gereksiz şekilde karmaşık ve pratikte hayata geçirilmesi zor gibi görünebilir. ‘Niye böyle karmaşık yollara giriyoruz, ya evet ya da hayır diyelim, bitsin bu iş, uzatmayalım’ diyenler olabilir. Bazen basit ve net politikaların avantajları olsa da, genelde nüanslı, zamanlamaya ve ihtimal hesaplarına dayalı politikaları uygulama becerisi olan ülkelerin diğerlerine göre daha avantajlı oldukları bilinmektedir. Hele Türkiye gibi hem ABD hem de AB’ye karşı genel olarak zayıf pozisyonlardan diplomasi yapan ülkeler için taktiksel varyasyonlar sadece yararlı değil elzem olabilir.

Washington’da başını yeni muhafazakarların çektiği bir grup ABD’nin Irak’ta yetki sorumlulukları başkalarıyla paylaşmasına karşı çıkmakta, yaklaşan seçimlere rağmen Bush’un Irak’a daha fazla asker ve kaynak ayırması gerektiğini iddia etmektedir. Bu iddiaları dile getirenlerin şimdiye kadar ‘Başkan’ın kulağına yakın’ oldukları bilinmesine ve son üç yılda hemen her önemli tartışmada Amerikan politikalarını kendi tercihleri doğrultusunda şekillendirmeyi başarmış olmalarına rağmen, bu kez işlerin farklı olacağı düşünülebilir. Bu grubun Irak’la ilgili olarak önerdiği politikalar, Başkan’ın siyasi danışmanı Karl Rove tarafından 2004 seçimlerinde Bush için önemli riskler yaratacağı şeklinde değerlendirilebilir. Wesley Clark’ın, tüm eksikliklerine karşın, yarışa girmesi Bush için olumsuz bir gelişme gibi görünmektedir. Clark’ın siyasi tecrübesizliği, parıltılı fiziği ve kariyerinin yanında, üstleri ve politikacılarla zaman zaman ciddi çatışmalar yaşaması gibi bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Bazı analistler Clark’ın ilk birkaç haftada belli bir heyecan yaratması halinde diğer bazı adayların yarıştan çekilebileceği ve buradan gelecek para, kampanya personeli ve gönüllülerin de Clark’ı ateşleyebileceğini düşünmektedirler. Ayrıca, Clark’ın yarışa geç girmesi başlangıçta bir parça handikap yaratsa da, eskiden farklı olarak ve Howard Dean’in de gösterdiği gibi internet üzerinden çok sayıda kişiden küçük miktarlarda ve hızla toplanabilen bağışların bu engeli aşabileceği düşünülmektedir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Salı, Eylül 16, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 16 Eylül
El Kaide, Ekonomi ve Irak

11 Eylül’den sonra, bir çok kişinin tahmini ve korkusunun aksine El Kaide niye tekrar ABD’de büyük çaplı bir eylem gerçekleştirmedi? Bu soruya değişik cevaplar verilebilir: 1) ABD içinde güvenlik önlemleri arttı, başta Araplar ve Müslümanlara yönelik takip arttı, Afganistan’daki üslerin vurulması ile El Kaide liderleri yakalandı, yok edildi ya da kaçmak zorunda kaldılar ve diğer El Kaide üyeleriyle kontakları azaldı ve hatta belki de koptu, 2) El Kaide ideoloji olarak ve sempatizan kitlesi olarak büyüdü ama büyük çaplı terör eylemini yapma kapasitesini bir süreliğine ya da tamamen kaybetti. El Kaide eylemlerini -isteyerek ya da zorunda kaldığı için- Orta Doğu’ya kaydırdı. Muhbirler tarafından sızılma korkusuyla eylemleri daha küçük hücreler yapmaya başladılar. Bunun sonucunda da ancak yerel, ABD dışında, 11 Eylül’e göre küçük çaplı eylemler gerçekleşti. Ya da 3) Belki de büyük bir eylem için hazırlıklar var ama bunlar henüz olgunlaşmadı. El Kaide bazı darbeler yemiş olsa bile, zayıfladığından değil uzun vadeli hesaplar yaptığından, sabırlı olduğundan acele etmiyor ve zaten belki de kısa vadede büyük başka bir eylem planlamamıştı. Belki de tam ABD -en azından kendi sınırları içinde- mega-terör tehdidini savuşturduğunu düşündüğünde El Kaide yine büyük bir eylemle sahneye çıkacak.

Sonuncusu gerçekleşir ve 2004 seçimlerinden önce El Kaide ABD’de büyük bir terör eylemi gerçekleştirirse bunun seçim sonuçlarını nasıl etkileyeceği sorusunun cevabı kolay değildir. Böyle bir eylem Amerikan seçmeni tarafından Bush’un politikalarının yanlış ve başarısız olduğu şeklinde değerlendirilmesine mi neden olur, yoksa ‘tehlikenin henüz geçmediği’ ve terör tehdidine karşı ekonomide başarısız olsa bile Bush gibi sert ve kararlı bir lidere olan ihtiyacın devam ettiği şeklinde mi değerlendirilir? Tersinden sormak gerekirse, ABD içinde ya da yurtdışındaki Amerikan hedeflerine yönelik büyük ve dramatik bir saldırı olmazsa bunu Bush’un başarı hanesine mi yazarlar, yoksa yeni bir saldırının gerçekleşmemesi ile beraber 11 Eylül’ün yarattığı atmosferin etkisini zamanla azalır, artık Bush gibi bir sert bir lidere çok fazla gerek olmadığını düşünülür ve ondan farklı ve ekonomide iyileşmeyi sağlayacak biri mi aranır? Bir başka soru: El Kaide, eğer ABD’de büyük bir eylem yapacaksa bunun zamanlamasını Amerikan seçim takvimine göre ayarlar mı? Eğer 2004 seçimi geldiğinde i) ABD yeni büyük çaplı bir terör eyleminin hedefi olmaz, ii) ekonomideki sınırlı kıpırdanma hızlanır ve şimdiye kadar olduğunun aksine yeni istihdam yaratmaya başlar, iii) Irak’ta Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırılar gerek sıklık gerekse şiddet düzeyi olarak azalır ve Washington sınırlı bile olsa sorumluluğu Irak hükümeti, ordusu, polisine devrediyor görüntüsü yaratmayı başarırsa seçimi Bush seçimi kazanabilir. Ama bu giderek daha düşük bir ihtimal olarak gözükmektedir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Pazartesi, Eylül 15, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 15 Eylül
ABD, Türkiye, K. Irak ve PKK

ABD şimdiye kadar PKK’ya karşı neden hiçbir sembolik de olsa girişim, tehdit ya da operasyonda bulunmadı? Bunun için öne sürülen yeterli askere sahip olmadığı şeklindeki bahaneler inandırıcı değildir. Washington, eğer PKK’ya karşı mücadelede ciddi olsa idi, en azından sınırlı da olsa bir hava bombardımanı ile kararlılığını gösterebilirdi. ABD ikisi arasında açıkça böyle bir bağlantı kurmaktan kaçınsa da – zaten bunu açıkça yapması garip ve hatta çirkin olurdu- PKK’ya karşı hemen hiçbir adım atılmamış olması ister istemez ABD’nin PKK’yı Türkiye ve hatta belki de İran’a karşı hem taktiksel anlamda ve belki de stratejik boyutta bir tür koz olarak gördüğünü düşündürtmektedir. Washington, “K. Irak’taki askerlerini çekmezsen, Bağdat’ın kuzeyine asker göndermezsen ben de PKK’ya karşı ‘parmağımı kıpırdatmam’” mı demektedir? Türkiye’nin böyle bir izlenime sahip olduğu ABD’ye açıkça belirtildiği halde buna rağmen Washington’dan ciddi bir adım atılmaması nasıl yorumlanabilir? Türkiye’de Washington’un Kürtler vasıtası ile Türkiye’ye mesaj yolladığına inanılmaktadır. Bu doğru değilse bile Türkiye’nin böyle bir izlenime sahip olduğumuz ve bu yaklaşıma sert ve olumsuz cevap vereceği karşı tarafa hissettirilmelidir. Eğer Washington bir adım atmak için Topluma Kazandırma Yasası’nın süresinin dolmasını beklemek istiyorsa o halde belki Türkiye de asker gönderme işini bu sürenin sonuna kadar açıkça –ya da azından pratikte- ertelemeli ve bu süre sonunda da ABD’den PKK’ya kaşı bir hareket görmezse asker göndermeyeceğini açıklamalıdır. Kuzey Iraklı Kürt grupların PKK’ya bakışları iyi analiz edilmeleridir. Bu grupların PKK’ya bakışlarında çelişkili unsurların bir arada olması muhtemeldir. Bu gruplar PKK’yı hem başta Türkiye’ye karşı 1) bir çeşit koz ve destek olarak, hem 2) Türkiye’nin Irak’a müdahalesine neden olabileceği için bir tür sorun olarak, 3) Kürt dayanışması ve kendi kamuoyları nedeniyle bir parça duygusal açıdan, ve nihayet 4) bölgede kendi egemenliklerine yönelik direk bir tehdit olarak görüyor olabilirler. Bu arada Ahmet Çelebi Türk askeri istemiyor diye şaşırmamak gerekir. Çelebi niye yabancı asker istememektedir? Çünkü o zaman ABD iktidarın önemli bir parçasını kendisine (Çelebi’ye) bırakamaz. BM, Türkiye, Fransızlar ve diğerleri de işin içine girerse niye Çelebi’ye bu kadar ayrıcalık tanındığı sorusu daha yüksek sesle sorulabilir. Bu nedenle -aynen neo-conlar gibi- Çelebi de yabancı asker değil Amerikan askeri istemekte ve Irak’taki durumun uluslararasılaşmadan devam etmesini istemektedir. Bu arada Çelebi-Kürt ittifakı, saf ya da kalıcı olamayabilir ama şu anda güçlüdür ve bu iki grubun çıkar tanımlamaları ile taktiklerini büyük ölçüde koordine etmelerine yetmektedir.

Türkiye, Irak’a asker gönderme pazarlığına oturmadan önce ABD’nin PKK’ya karşı sınırlı ve sembolik de olsa bir girişimde bulunmasında ısrar etmelidir. Türkiye Washington’dan yüksek düzeyli bir Yönetim görevlisinin (Rumsfeld, Powell ya da Wolfowitz) PKK’nın K. Irak’ı Türkiye’ye karşı operasyon düzenlemek için bir üs olarak kullanmalarına izin vermeyeceğini, Türkiye’deki aftan yararlanmasının örgütün son şansı olduğunu, bu örgütün en kısa zamanda Irak’ı terk ederek Türkiye’ye teslim olması gerektiğini ve bu gerçekleşmezse güç kullanacağı açıklamasını yapmasını isteyebilir. Bu gerçekleşmeden Türkiye değil Irak’a asker göndermeyi, bunun ayrıntıları için görüşmelere dahi yanaşmamalı ya da en azından bunu geciktirmeli ve uzatmalıdır. Önümüzdeki dönemde Washington PKK’ya karşı nasıl tavır alacağı ile ilgili olarak aşağıdaki aşama ve ihtimallerden bahsedilebilir: 1) Washington tepkisizliğini korumaya devam eder, Türkiye’ye sabırlı olmasını telkin eder, ‘topluma kazandırma yasasının’ süresinin dolmasını beklemeyi ve hatta belki de bu yasanın kapsamının genişletilmesini önerir, 2) PKK’ya karşı muğlak ve örgütün çok ciddiye almadığı tehditlerde bulunur, 3) K. Iraklı Kürt gruplara PKK ile ilişkilerini azaltmalarını/kesmelerini, PKK’ya Türkiye’ye dönmesini istemelerini bildirir, Türkiye’deki aftan tüm PKK’lıların tam ve doğru şekilde haberdar olmaları konusunda adımlar atar. 3) PKK’ya yönelik tehditlerin dozunu ve netliğini arttırarak PKK militanlarından Irak’ı terk etmelerini ister, 4) onlara belli zaman içinde ya da derhal gitmezler, teslim olmazlar, silahlarını bırakarak belli bir bölgede toplanmazlarsa güç kullanacağı tehdidinde bulunur, 5) Onlara karşı sınırlı bir askeri harekata girişir ve hareketlerini kısıtlar, onları Halkın Mücahitleri örneğinde olduğu gibi enterne eder, veya 6) Onları yok etmeye yönelik büyük bir harekata girişir.ya da militanların bir kısmını ya da tamamını yakalayarak Türkiye’ye teslim eder, 7) Türkiye’ye Irak’ta operasyon PKK’ya karşı zamanı ve coğrafi sınırları çizilmiş bir operasyon yapma izni verir veya ortak bir operasyona yeşil ışık yakar. Bu arada PKK’lıların dağılarak, bireysel ya da küçük gruplar halinde halkın içine karışmasına, mülteci kamplarına sızmalarına, ‘yerlileşmelerine’ tanık olunabilir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Perşembe, Eylül 11, 2003
 
G-ABD 11 Eylül
Irak, Türkiye ve ABD Üzerine Yedi Not

1) Türkiye'nin bir Kürt devletini engellemeye ahlaki olarak hakkı ve gücü var mı bilinmez ama siyasi olarak engelleme ya da en azından geciktirme zorunluluğu vardır. Türkiye henüz böyle bir şoku kaldıracak olgunlukta değildir. Türkiye'nin biraz daha zamana ihtiyacı vardır. Ayrıca Kürtlerin Kerkük'te Türkmenler ve Araplara davranışlarından rahatsız olmak için ille de aşırı Türk milliyetçisi ya da ‘Baasçısı’ olmak gerekmemektedir. Kürtlerin milliyetçiliklerini kabartmak için 'öteki’ olarak Türkleri seçmelerinde Türkiye’nin de bir parça payı olsa bile bu Kürtlerin kusuru olmadığı anlamına gelmemektedir. 2) Bir Kürt devleti Türkiye’ye ‘ne yapar?’ Bu konuda hayal gücümüzü biraz daha çalıştırmamız ve siyasal, sosyal, ekonomik, güvenlik açılarından bir Kürt devletinin Türkiye’ye muhtemel etkileri üzerine ayrıntılı senaryolar ve analizler geliştirmek gerekir. ‘Türkiye’deki Kürtler için çekim merkezi olur’ şeklinde dile getirilen, doğru olma ihtimali olan ama ayrıntıları dillendirilmediği için bir parça muğlak kalan ihtimaller üzerine çalışmalıyız. ‘Biz de onlara katılacağız’ mı diyecekler? ‘Türkiye bu devleti tanımalı yoksa...’ mı diyecekler? ‘Kürtler güneyin sınırında hangi hak ve özgürlüklere sahipse biz de onları istiyoruz’ mu denecek? Türkiye’de yaşayan Kürtler Türkiye’nin bir parçası olmayı o zaman daha az mı isterler? Bu arada Türkiye içinde terör yeniden başlar, bu durum Türkiye’yi güneydeki devletin bu terörü desteklediğini düşünerek K. Irak’a belki de ABD’ye rağmen ucu açık ve belirsiz bir askeri müdahaleye iter mi? Bir Kürt devleti Türkiye’nin içinde milliyetçi refleksleri çalıştırır, Batı’ya duyulan şüpheyi arttırır mı? Bu gerçekleşmeden Türkiye’nin yapması gereken hazırlıklar neler olmalıdır? Kürtler Irak’tan ayılacaklarsa Türkiye’nin bunu kabul etmek için şartları neler olmalıdır? Böyle bir gelişmeyi ‘uygun zamana kadar’ ertelemek, bekletmek mümkün müdür?

3) Bush 23 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda konuşacak. 22 Eylül’de Ankara’da MGK zirvesi toplanacak. Eğer o zirveden asker gönderme kararı çıkarsa ABD’nin takip eden hafta oylatması beklenen tasarısının başarılı olma şansını arttırabilir. MGK bildirisinde asker göndermeyi net olarak işaret eden olmasa bile bu yöndeki niyetin güçlendiğini gösteren bir dil kullanılması halinde Hükümet bunun tezkereyi Meclis’e götürmeye yeteceğini düşünecek gibidir. Washington’un, ‘Türkler mutlaka gelecek, o zaman onlara fazla bir şey vermemize ve hatta vaat etmemize gerek yok’ şeklinde bir düşünceye girmemeleri için Türkiye’nin, şartlar oluşmazsa, Irak’a asker gönderemeyebileceğini ABD’ye hissettirmesi gerekir. Türkiye’nin çıkarları başkalarının iyi niyetine ve insafına bırakılamaz. Türkiye’nin kendisi dışında başka hiç bir devletin Türkiye’nin çıkarlarını koruma gibi bir görevi ve sorumluluğu yoktur. Bu arada, ABD Türkiye’nin belli bir coğrafi bölgeyi kontrol etmesi yerine Irak’ın, mesela Suriye sınırında bekçilik yapması gibi bir öneri ile gelebilir. 4) Irak’ın petrol geliri kimin olmalı? Irak devletinin, Iraklı bireylerin (örn. Alaska), yerel idarelerin? Devletin elinde olursa silahlanmaya harcanabilir, yolsuzluklarla uçup gidebilir. Yerel idarelerin elinde olursa merkezi otoritenin zayıflamasına, federal ve hatta daha da gevşek bir yönetime zemin hazırlayabilir. Bireylerin kendisine verilirse bu tüketimi arttırabilir ama devlet gelirlerini azaltabilir, gerekli altyapı yatırımlarının gerçekleşmesini zorlaştırabilir. Irak’ın borçlarının nasıl ödeneceği sorusunu gündeme getirebilir. 5) Şiiler Irak'a hakim olabilirler mi? Şu an göründüğü kadarıyla bu ancak Kürtler Irak’tan ayrılırsa mümkün olabilir. Belki Şiiler zamanla laik ama Çelebi’den de daha ‘karakterli’ liderler çıkartabilir. Şiiler Türkiye’ye direk bir problem olmayacak kadar uzak ve bölünmüşlerdir ama Irak’ta bir istikrarlık kaynağı olurlarsa Kürtlere ayrılma için bahane verebilecekleri için yakından takip edilmeleri gerekir. 6) Bush Kongre’den geçen hafta 87 milyar dolar daha istedi. Bazı haberlere göre bunun da yeterli olamayabileceği ve belki 55 milyar dolar daha gerekebileceği belirtilmektedir. Daha önce ilk başta Kongre’den alınan 79 milyar dolar da eklenirse Irak ve Afganistan’ın bir yıllık maliyetinin 200 milyar doları aştığı görülmektedir. Bu Amerikan ekonomisinin yüzde ikisine tekabül etmektedir. Kongre, bir senatörün ifadesi ile ‘’ATM makinesi’ durumuna düşmemek için daha fazla para vermeden önce ‘tünelin ucundaki ışığı görmek’ isteyebilir. 7) El Cezire’de yayınlanan yeni kasette Bin Laden’in konuşmuyor oluşu, bu kasetin eski bir kayıt olabileceği ve Bin Laden’in ölmüş olabileceği spekülasyonlarına neden olmaktadır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Salı, Eylül 09, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 9 Eylül
ABD, Irak, Kürtler ve Türkiye

Gerçekten de Zebari’nin Türk askerini istemediğini belirttiği açıklamasına açık veya içinden katılan başka Iraklılar olabilir. Ama acaba bu demeç, temsil gücü ve meşruiyeti tartışmalı olsa da, Irak Yönetici Konseyi’nde tartışılmış ve karara bağlanmış bir iradenin dışa vurumu mudur? Yoksa Zebari’nin ‘Irak dış politikasını’ ‘kaçırma’ girişimi midir? Zebari’nin ABD tarafından Dışişleri Bakanlığına getirilmesi ve Arap Birliği Zirvesine gönderilmesi, sanki Kürtler’in Arap bir Irak’a uymadığını, ‘gitmediğini’ göstermek için özellikle yapılmış gibidir. Sanki dolaylı olarak şu mesaj verilmektedir: Kürtler Arap Irak’ın bir parçası olamazlar, ya da ancak –sadece ırksal olarak değil, siyasi refleksler olarak da- Araplıktan vazgeçmiş bir Irak Kürtleri içinde tutmaya devam edebilir. Zebari’nin demecini ‘eline Amerikalılar vermediyse’ bile bundan önceden haberdar oldukları ya da en azından bunu duyduklarında dışarıya gösterdikleri kadar hayal kırıklığına uğramadıkları düşünülebilir. Aksi takdirde, bu demeci, daha yeni kurdukları Irak Konseyi hakkında ABD’nin sözünden çıkmayan kukla bir organ görüntüsü vermek istemedikleri için kabullenmek zorunda kaldılarsa bile, aynı demecin bütün Irak Konseyi’nin iradesini yansıtmaması nedeniyle sert bir şekilde eleştirilmeleri gerekirdi. Ayrıca, mesela, şu anda Şii ve Sünni Bakanlar K. Irak’ta Kürtlerin hakim olduğu bölgelerde Kürtler’e rağmen ya da Kürtler’e haber vermeden tasarruflara girebiliyor mu ki, aynı şeyi tüm Irak adına Kürt Dışişleri Bakanı’nın yapmasını normal karşılansın? Eğer, Konsey ve Bakanlar Kurulu, şu an kapasite ve yetkileri sınırlı olmakla beraber, Paul Bremer’in Washington Post gazetesinde kesin tarihler vermeden de olsa adım adım tarif ettiği süreç içinde egemen olmaya başlayacaksa, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Irak’taki değişik aktörlerin arasındaki ittifakları ve çelişkileri çok yakından takip etmesi gerekecektir. Türkiye’nin Irak iç politikasına, şimdiye kadar benzer durumlarda gösterdiğinin çok ötesinde vakıf olması gerekecektir. Dünyanın Irak’a olan ilgisi hep şimdiki ölçüde devam etmeyecek olsa da, Türkiye’nin Irak’ta neler olduğunu çok iyi anlamama gibi bir lüksü olmamaya devam edecektir.

Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması ihtimaline sanılanın aksine on yıllar değil yıllar ve hatta belki de sadece aylar kadar uzakta oluğumuzu iddia etmek bazılarına gereksiz ve hatta zararlı bir paniğin ifadesi olarak görünebilir. Ancak, bir Kürt devletinin kurulmasının önünde aşılmaz olarak görülen yapısal engellerin gücünü abartmamak gerekir. Böyle bir devletin tüm komşularının onunla hiçbir şekilde işbirliği yapmayacağı tahmini boş çıkabilir. Bu ülkeler içinde Suriye ‘en zayıf halka’ olabilir. ABD’nin böyle bir gelişmeye Arap Amerikan aleyhtarlığını daha da derinleştireceği ve şiddetlendireceği endişesiyle izin vermeyeceği beklentisi de fazla iyimser olabilir. ABD böyle bir devlete havadan indirme ve havadan koruma da dahil yollarla destek verebilir ve onu korumasına alabilir. Ve hatta bu korumada kendisine diğer Batılı ülkeler de destek verebilirler. Irak’ta başta Sünni ve Şii Araplar olmak Iraklılar, Kürtlerin Kerkük’ü de alarak Irak’tan ayrılmalarından endişe ediyorlar mı? Ediyorlarsa, Türkiye’nin Irak’a asker göndermeyi tartışmasının en önemli nedeninin Ankara’nın –haklı veya haksız nedenlerle, ama samimi olarak- böyle gelişmeyi engelleme amacından kaynaklandığının farkındalar mı? Sünni ve Şii Araplar bir süre sonra kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve şüphelerle meşgulken Kürtlerin ‘kirişi kırabileceği’ ihtimalini ne ölçüde önemsiyorlar? İleride Kürtler Araplar’ı da ikna ederek, ‘uyutarak’ veya ‘mecbur bırakarak’ Irak’tan ayrılmaya adım atarlarsa Türkiye’nin bunu engellemeye isteği, gücü ve hakkı olacak mı? (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Pazartesi, Eylül 08, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 8 Eylül
Irak Üzerine Yedi Not

1) Iraklı Kürtler Irak’ta istikrar istiyor mu? Yoksa, kaosun devam etmesinin kendi bağımsızlık ihtimallerini arttıracağını mı hesaplıyorlar? Iraklı Kürtler, kendi ‘istikrar adaları’ ile Irak’ın geri kalanı arasındaki farklılıktan bir tür haz duyuyor, bu farklılığın daha da belirginleşmesi ve uzamasını istiyor ve hatta bu yönde aktif olarak çaba harcıyor olabilirler. Bir süre sonra bu farklılığı Kürtlerin Irak’ın geri kalan kısmı ile beraber yaşamasının imkansızlığının bir kanıtı olarak sunabilirler. ‘Biz burada işlerimizi yoluna koyduk. Diğer yerlerde ise kaos var. Şimdi nasıl olur da bizim onlarla beraber yaşamamızda ısrar edersiniz?’ diyebilirler. 2) ABD, şu an gündemde olan ve siyasi ve askeri kontrolü ciddi anlamda paylaşmaktan uzak tasarıyı geçiremezse veya geçmeyeceğini gördüğü için oylatmazsa ne yapacağız? Bu durumda Washington, Türkiye gibi ülkelere dönerek, ‘bakın ben elimden geleni yapıyorum. Ama Fransa ve yanındakilerin Irak’a gelmeye niyetleri olmadığı gibi sizi de engellemeye çalışıyorlar. Halbuki Türkiye olarak sizin, onlardan farklı olarak, Irak’ın istikrarında direk ve acil bir çıkarınız var. Kendi çıkarınızı onların kaprislerine feda mı edeceksiniz?’ diyecektir. Bu durumda Türkiye Washington’un BM yolunu bir şekilde ‘denemiş’ olmasını Washington’un iyi niyetinin bir işareti olarak görüp Irak’a asker mi gönderecek, yoksa Washington’a BM’ye daha fazla siyasi rol verme konusunda telkinlerde mi bulunacak? Türkiye aşağıdakilerden hangisini tercih ettiğini düşünmelidir:i) Irak’ın Amerikan işgalinde belli bir süre kalması, ii) siyasi ve askeri yetkilerin önemli bir kısmının BM’ye geçmesi, veya iii) Iraklıların – hangi Iraklıların?- süratle iktidarı ABD’den devralması. 3) Türkiye, muğlak ifadeler yer alan, BM’yi sınırlı şekilde resmin içine sokan ama siyasi sürecin kontrolünü Washington’da bırakan, Avrupalı ülkelerin ABD’yi engelliyor görüntüsü vermemek için istemeye istemeye razı oldukları ama kendilerinin asker ve parasal anlamda katkı yapmadıkları bir karardan sonra Irak’a asker gönderebilir mi?

4) ABD’nin BM’ye dönüşünde, başka faktörlerin dışında, Bush’un 2004 seçimi yaklaştıkça Powell’a olan ihtiyacının artması da ol oynamış olabilir. Powell’ın Bush yeniden seçilirse yönetimde 2004’ten sonra göreve devam etmek istemediği bilinmektedir. Ama eğer Powell yönetimden seçimlerden önce ayrılmayı seçer ve hele bunu sessizce değil de Yönetimin geri kalanı ile arasındaki görüş ayrılıklarının altını çizer bir şekilde, bir kriz sırasında, mesela önümüzdeki dönemde BM’de olduğu kadar Bush yönetiminin içinde de yaşanması beklenen bu kuruma Irak’ta ne kadar askeri ve siyasi rol devredileceği tartışmaları sırasında yaparsa, bu gelişme Bush’un seçilme şansına önemli bir olumsuz etki yapabilir. 5) Irak’a asker gönderme konusuyla ilgili olarak Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Dülger’in ‘evet demem için ikna olmam lazım’ şeklindeki yaklaşımı çok isabetlidir. Meclis’in bu konuda ‘ikna edilmekte ısrar etmesi’ gerekir. 6) Türkiye’nin Irak’a asker gönderirse kendi bölgesinde tam yetki sahibi olmak istemesi doğrudur. Ancak, Türkiye’nin kendi kontrolünde başka ülkelerle beraber çalışmaktan kaçınmaması gerekir. Başka ülkelerle çalışmak zor ama prestijlidir. Başkaları ile beraber çalışmaktan kaçınmak modern olmayan ve kendine güvenmeyen bir ülke algılaması yaratabilir. 7) ‘Dış politikanın yüzde doksanı süreçtir.’ Bir fikir doğru olsa bile uygulamadaki hatalar siyaseti eskisinden de kötü bir noktaya götürebilir. Türk dış politikası ile ilgili yapılan tartışmalarda dış politikanın büyük ölçüde bir süreç oluşu, taktiklerin, nüansların ve zamanlamanın önemi ve politikanın operasyonel yönleri büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Karar alıcılar bu konularda medya, üniversite ve araştırma kurumlarından neredeyse hiçbir destek alamamaktadır. Tartışmalar çok büyük ölçüde büyük stratejik sorunların etrafında dönmektedir. Karar alıcılara yapılan önerilerin nasıl uygulaması gerektiği konusundaki ayrıntılar bir iki kalemi aşmamaktadır. Bu büyük bir eksikliktir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Cuma, Eylül 05, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 5 Eylül
Türkiye, ABD ve Irak Üzerine 6 Not

1) Washington Post’un da işaret ettiği gibi ABD’nin BM tasarısı BM tarihinde daha önce olmamış bir şeyi önermektedir: ABD bu tasarıyla BM’nin siyasi kontrol sahibi olmadığı ya da kimin siyasi kontrolü alacağına dair bir söz hakkı olmadığı bir yerde BM’nin sağlayacağı– saf ve sonsuz olmasa da önemli- meşruiyeti istemektedir. Önümüzdeki dönemde Irak’a başka ülkelerin de asker göndermesi konusunda aşağıdaki ihtimaller tartışılabilir: i) Gelecek askerlerin direk Amerikan kontrolünde olması; ii) Askeri kontrolün Amerikalı komutanda olması ama onun da BM’den emir alıp ona rapor vermesi, iii) Diğer ülkelerin ayrı bir komuta altında oldukları, ya da ayrı değilse bile, Amerikalı komutana gevşek bir şekilde bağlı oldukları bir formül; iv) Diğer ülkelerin direk BM’den emir alıp BM’ye rapor verdikleri ve sadece insani yardım faaliyetlerini, BM’nin, uluslararası NGO’ların bina ve personeli ile Irak’ın altyapı tesislerini koruduğu ama çatışmalara, baskınlara katılmadığı bir formül. 2) Amerikan basını, Kongre Bütçe Ofisi’ne dayanarak, Washington’un Irak’taki mevcut asker düzeyini ancak Mart ayına kadar koruyabileceğini yazmaktadır. ABD, diğer her şey aynı kalırsa, bu tarihte Irak’taki asker sayısını yaklaşık 50 bin civarına düşürmek durumunda kalacaktır. Bunun üzerine şu soru akla gelmektedir: ABD, Türk ve belki başka bazı ülkelerin askerleri Irak’a giderlerse, bunlar kadar sayıda kendi askerini –yerlerine yenilerini getirmeden- geri mi gönderecek? Bir başka deyişle ülkede, şimdi bile sayısı yeterli olmadığı düşünülen asker sayısı net olarak artmayacak ve hatta belki de azalacak mı? Acaba Türkiye’nin asker gönderme şartlarından biri de bu ülkedeki Amerikan askerlerinin azalmaması olabilir mi? Washington, bunu planladığı için değil ama ekonomik (bütçe), askeri (yeterli sayıda hazır askerin olmaması) ve iç politikaya dair (2004 seçimleri) nedenlerle Irak’ta asker sayısında önemli indirimlere gitmek zorunda kalabilir. Washington hegemonyayı sadece askeri yöntemlerle sağlamanın kendisi kadar güçlü ve zengin bir devlet için bile kolay olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek üzeredir. 3) ABD, Irak’ta, hem askeri hem de siyasi olarak, çok fazla ‘ortalıkta görünmenin’ problem yarattığını görerek, i) sokaklarda daha az Amerikan askeri dolaşmasına imkan sağlamak için başka ülkelerin askerlerini ülkeye getirmek, ii) iktidarı, tamamen kendi seçtiği, Konsey gibi ‘Iraklı’ kurumlar aracılığıyla kullanmak istemektedir. Bu arada Türkiye giderek daha fazla ölçüde Irak Konseyi ve Bakanlar Kurulu ile muhatap olmak durumunda kalacaktır. Bunun gerçekleşmesi için Konsey’in ille de Irak’ta gerçek anlamda iktidara sahip olması gerekmez. Hatta bazı durumlarda ABD kendi açıkça söylemek ya da yapmak istemediği şeyleri Konsey vasıtası ile Türkiye’ye ‘bildirecektir.’ Konsey’de nüfuslarının çok ötesinde rol alan Kürtler ve onların Ahmet Çelebi gibi müttefikleri Konsey’den ve Kabine’den Türkiye’nin çok memnun olmayacağı bazı karar ve demeçler çıkartabilirler. Türkiye’nin bununla yaşamayı öğrenmesi ve bu durumlarda nasıl tepki vereceğini önceden düşünmesi gerekir. Çok da uzun olmayan bir süre sonra Konsey K. Irak’taki Türk askeri gücünün burayı terk etmesi gerektiğini belirten bir karar alırsa bu sürpriz olmamalıdır. Türkiye bu tür karar ve demeçleri ‘duymazdan gelebilir’ ama , en azından görünüş olarak, askerini ‘Iraklılara’ rağmen bu ülkenin kuzeyinde tutan bir ülke durumuna düşecektir.

4) Ankara, Irak’ın kuzeyindeki varlığının ve hatta Irak’ın merkez bölgesine asker göndermesinin en önemli nedeninin Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma isteğinden kaynaklandığını, hiçbir yayılmacı emeli olmadığını, Irak’ın bütünlüğün saygılı olduğunu ve hatta bu konuda ‘saplantılı’ olduğu gerçeğini Kürtler dışındaki Iraklı gruplara çok iyi anlatılmalıdır. Ancak Ankara’nın Irak’ın toprak bütünlüğü ile ilgili haklı ve sağlıklı ‘saplantısı,’ ne Irak’ın diğer komşularını ne de Irak’ın kendi insanlarını bu konuda gevşekliğe sürükleyip, ülkelerinin toprak bütünlüğü konusundaki ilgi, endişe, sorumluluk ve çabalarını azaltmamalıdır. ‘Nasıl olsa böyle bir şeye Türkiye izin vermez’ şeklinde bir görüş bu ülke ve grupları bu sürecin önüne geçme konusunda ‘bedavacı’ (free-rider) olmaya yöneltmemelidir. Sadece Türkiye’nin çabaları Irak’ın tek-parça halinde istikrarlı bir ülke halinde tutmaya doğal olarak yetmeyecektir. 5) Türkiye, asker göndermenin karşılığında, ‘masada yer alma’ya tekabül eden Konsey’in yapısı, nüfus sayımının zamanı, şekli ve sonuçları, parlamento seçimi ve Irak’lılara yetki devrinin takvimi, Irak ordusunun alacağı şekil, anayasanın hazırlanma şekli ve içeriği, ihaleler ve ticaret gibi konularda söz sahibi olmak istemektedir. Yukarıdakilerin bir kısmı asker göndermeden önce veya hemen sonra, önemli bir kısmı ise bir süreç içinde gerçekleşebilecek şeylerdir. Ama Türkiye’nin yukarıdaki süreçlere arzulanan yönde bir etki yapabilmesi için bu gelişmeleri çok yakından takip etmesi, başka şeylerin yanında bu kurumların içindeki güç dengelerinin ayrıntılarına vakıf olması ve çıkarlarının çakıştığı müttefikler bulması gerekecektir. Bunun için de Türkiye’nin nasıl bir Irak istediği sorusuna ayrıntılı olarak kafa yorması gerekir. Irak’ın anayasasının, ordusunun, merkezi otorite ile yerel otorite arasındaki ilişkilerin nasıl olması Türkiye’nin çıkarlarına daha uygundur? 6) Zaman zaman Amerika’ya ‘zorluk çıkarmak,’ onun her istediğini hemen, eksiksiz, karşılıksız ve koşulsuz yerine getirmemek Amerikan aleyhtarlığı, ‘Türk Baasçılığı,’ ‘dünyanın nereye gittiğini görememek’ şeklinde karikatürize etmek doğru değildir. Amerika’ya direnmenin pekala pratik ve anlaşılır nedenleri olabilir. Türk dış politikasını Amerikan politikalarının otomatik pilotuna bağlamak isteyenler çok büyük bir yanılgı içindedirler. Bunu açıkça söylemeseler de, bazı çevrelerin değişik konularda savundukları alta alta toplandığında, insan, bu kişi ve grupların, Amerika ve AB’nin Türkiye’den isteyip de Türkiye’nin direnmesi gereken neredeyse hiç bir şey olmadığına inandıkları sonucuna varabilir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Perşembe, Eylül 04, 2003
 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 4 Eylül
Irak, BM ve 2004 Seçimleri

1) ABD’nin BM ile ilgili girişimi bir çoklarınca ‘çok az, çok geç’ olarak görülerek içinde yeni ve büyük bir şeyin olmadığı düşünülebilir. Başta Fransa ve Almanya tarafından, Washington’un fazla bir şey vermeden asker, para ve meşruiyet elde etmek istediğinin düşünülmesi muhtemeldir. Bu noktada Rusya’nın tavrı önemli olabilir. Berlusconi’nin Rusya zirvesinde Putin’e ilettiği bazı Amerikan mesajlarının Putin’i etkilemesi mümkündür. Fransa-Almanya-Rusya hattında bir çatlama yaratmak Bush Yönetimi’nin savaştan sonraki en önemli amaçlarından biridir. Bu gerçekleşir ve Rusya pozisyonunu yumuşatırsa diğer iki ülkenin direnme güçleri bir parça azalabilir. 2) BM kararı isteyen ve hatta bunda ısrar eden ülkeler bunu niye yapıyorlar? i) Meşruiyete sahip olmayan bir şeyin içinde olmak istemiyorlar ve böyle bir işgalin başarı şansı olmadığını düşünüyorlar , ii) kendi kamuoylarını tatmin etmek zorundalar ya da belki de iii) BM kararı aslında yapmak istemedikleri bir şeyi yapmamak ya da ertelemek için bir bahane olarak kullanılıyor. Fransa ve Almanya, gerçekten asker göndermek istiyorlar mı, buna güçleri ve ihtiyaçları var mı? Eğer asker gönderecek durumda değillerse o zaman kendilerinin içinde olmadığı bir şeyin gerçekleşmesini isterler mi? Bu ülkeler, Türkiye, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere Irak’a asker gönderme imkanı veren – ya da onları bir anlamda onlara bunu mecbur eden- bir kararın parçası olmayı hangi şartlarda kabul ederler? Tarafların pozisyonları arasındaki mesafe giderek azalmakla beraber, bizim tahminimiz Irak işgalini gerçek anlamda uluslararasılaştıracak bir BM kararına daha aylar olduğudur.

3) BM’ye gitme kararı Powell ve Pentagon’daki generallerin baskısı sonucunda alınmış gibi gözükmektedir. Bunun yanında bu açılımda Başkan baş siyasi danışmanı olan ve bir çok gözlemci tarafından ‘Washington’un en güçlü adamı’ olarak gösterilen Karl Rove’un katkısı da olabilir. Tam bir ‘siyaset makinesi’ olarak bilinen Rove’un, Irak’ın Bush için iç politikada ve 2004 seçimlerinde bir problem olmaya başladığını hissetmemesi mümkün değildir. Bush ekibi dış politika konusunda insiyatifi 2001’den bu yana belki de ilk defa Demokratlar’a kaptırmak üzere gibidir. Savaş kararını destekleyen ve kamuoyundaki iklimden etkilenerek buna karşı çıkmaya cesaret edemeyenler de dahil olmak üzere Demokratlar Bush’a dış politika konusunda yüklenmekten artık çekinmemektedir. Bu alanda Bush’un seçimlere kadar artık daha çok savunmada olacağı ve büyük ölçüde son üç yılda yaptıklarının hesabını vermek zorunda kalacağı düşünülebilir. ‘Amerika müttefiklerini küstürerek ve Irak’ta aslında gerekli ya da en azından ivedi olmayan bir savaşa girdiği için şimdi daha mı güvenli? Aslında kaynakların terörle mücadeleye harcanması gerekmez miydi? Acaba Bush Irak’ın oluşturduğu tehdidi bilinçli olarak mı olduğundan fazla gösterdi?’ soruları daha çok kişi tarafından ve daha yüksek sesle sorulmaya başlanmıştır. 4) Bush’un pozisyonundaki mevcut ve potansiyel zayıflığı hisseden Demokrat adaylar da heyecanlanmaya başladılar. Bush’un halihazırda Başkan olması, rakiplerinden çok daha fazla para toplaması, Demokrat adaylardan farklı olarak bu parayı sadece tek bir rakibe karşı kullanacak olması, Dean dışındaki Demokrat adayların henüz bir heyecan yaratmaktan uzak olmaları, 11 Eylül’ün Amerikan siyasetinde güvenlik problemlerinin önemini arttırması gibi faktörler Cumhuriyetçiler’in şansını arttırmakla beraber, Irak’taki problemlerle beraber Bush’u yenmek birkaç ay öncesine göre bugün daha mümkün görünmektedir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Salı, Eylül 02, 2003
 
G-ABD 2 Eylül
Irak Üzerine Dört Not

1) Amerika niye başka ülkelerden Irak için asker istiyor? a) Kendi askerleri daha az kayıp versin, bir kısmı eve dönebilsin, askerleri üzerindeki yorgunluk, bıkkınlık ve stres kabul edilebilir düzeylere çekilebilsin diye; b) Devriye, kontrol noktaları, altyapının korunması gibi bazı güvenlik görevlerini onlara devredip tüm enerjilerini silahlı direniş yapanlara karşı baskınlar düzenlemeye ayırabilmek için; c) İşgalin Amerikan işgali olduğu görüntüsünü bir parça olsun azaltmak için; d) Müslüman ülkelerden gelecek askerlerin daha sıcak karşılanabileceğini düşündükleri için; e) Yine Müslüman ülke askerlerinin Irak’ta kültürel norm ve nüanslara karşı daha duyarlı olacaklarını bildikleri için, f) İşgalin ayda 4 milyar dolar açıklanan maliyetinin başka ülkelerin askerleri gelirse azalacağı düşünüldüğünden. Irak’ta bir Amerikan askerini bir yıl süreyle tutmanın 250 bin dolar civarında olduğu hatırlanırsa yeni gelecek ülkelerin masraflarının bir kısmını ve hatta hepsini Washington karşılasa bile bu rakam çok daha aşağılara çekilebilecektir. 2) ABD niye BM’ye gitmeye direnmektedir? a) BM’nin başarısız, verimsiz, köhne, ‘eski moda’ bir kurum, Amerikan gücünü ‘çevrelemek’ için kullanılan bir enstrüman olduğunu düşündüklerinden ve BM’nin içinde klostrofobik bir boğuntu duyduklarından; b) Bu daha önceki söylemine ters düşeceği ve bir anlamda ‘tükürdüğünü yalamış olacağı’ için ve tüm ‘sıkı realistler’ gibi ‘şöhretin’ (reputation) çok önemli olduğuna inandıkları için; c) BM’nin çözüme yetmeyeceğini, hatta koordinasyon ve iki başlılık gibi yeni problemler yaratarak işleri belki şimdikinden de zorlaştıracağını düşündüğü için; d) ‘Ganimetleri’ kimseyle paylaşmak istemedikleri ve yeni bir karar çıkarmak için Fransa, Almanya ve belki Rusya gibi ülkelerin çok büyük siyasi ve ekonomik ödüller isteyeceğinden korktuğu ve bu durumda Irak’taki hakimiyetlerini kaybedeceğinden endişelendikleri için.

3) Türkiye, PKK konusunun ABD ile pazarlığın bir parçası olmamasında ısrar etmelidir. Ankara, ABD bu örgüte karşı harekete geçmeden pazarlığa oturmamalıdır. Washington’un PKK’ya karşı müdahalede bulunması pazarlığın bir kalemi değil pazarlığa başlamanın bir şartı olmalıdır. Özellikle ‘eve dönüş’ yasasından sonra Washington’un kontrol ettiği Irak’ta PKK’ya karşı hiç bir girişimde bulunmaması ve bunu bir pazarlık kalemi haline getirmesi kabul edilemez. Türkiye bu konudaki şikayetlerini ve protestolarını sık sık, giderek artan bir sesle, değişik kanallardan dile getirmelidir. 4) Türkiye’nin gideceği bölgede yapacağı altyapı çalışmalarının maliyetleri ve finansmanın nasıl karşılanacağı konusu şimdiden çözülmelidir. Türkiye buradaki harcamaları kendi cebinden karşılayamaz, veya kendi karşılarsa büyük boyutta çalışmalar yapamaz. Ayrıca, bir ihtimal, Türk şirketlerine, hiç değilse Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerdeki altyapı yatırımları konusunda belli ayrıcalıklar tanınması söz konusu olabilir mi? Amerikalılar olmasa bile Sünnilerin nispeten güçsüz bir konumda olacağı yeni Irak yönetimi, geçmişte bu bölgelere hak ettiğinden çok daha fazla yatırım yapıldığı iddiasıyla - ki bu tam olarak yanlış da olmayabilir- Sünni bölgesine altyapı yatırımları yapılmasını engellemeye, azaltmaya ve geciktirmeye meyledebilir. Türkiye bu yönde gelişmeler yaşanırsa nasıl tavır alacaktır? (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)


Pazartesi, Eylül 01, 2003
 
turkey turkey’s foreign policy dış politikası turkish türkiye türk abd united states america american usa u.s. us amerika amerikan administration bush cheney pentagon powell savunma defense dışişleri bakanlığı think-tank orta doğu ortadoğu middle east september 11 eylül eylul mart march recep tayyip erdoğan hilmi özkök ozkok tayyip gül gul abdullah akp ak parti partisi tbmm tnga senator senate grossman makovsky meclis parlamento genelkurmay genel kurmay ordusu ordu army edelman perle iraq ırak incirlik bakü-ceyhan baku-ceyhan türk-amerikan ilişkileri Turkish-American relations partnership ankara washington ally alliance crisis parliament march johnson cyprus talabani barzani pkk kadek greek greece greek yunan iran syria suriye syrian saddam istanbul tusiad athens baghdad bağdat washington kürt kurt kurds kurdish northern iraq kuzey ırak graham fuller türkler turks strategic stratejik partnership ortaklık ortaklığı birand cengiz candar çandar fehmi koru times post Strategic Partners Estranged Allies harekatı harekati operation arms credit kredisi imf münasebetleri tezkere krizi kriz crisis refused chp europe eu avrupa birliği northern puk kdp kyb congressional Kongre generals generaller general ambassador büyükelçi pearson elçiliği bremer cpa occupation 2002 2003 institute nato ab mgk nsc security milli güvenlik kurulu ankara negotiations ziyal ambassador common mutual interests dialogue mark parris visits visited ziyaret base cooperation political clinton rand brookings csis enterprise ariel heritage ingiltere ingiliz british blair almanya fransa german alman french fransız failure diappointment disappointed command russia caucasus central asia kafkasya ort asya


 
Bu sitedeki yeni mesajları e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız

G-ABD 1 Eylül
Irak’ta ABD’nin Zor Tercihleri / Irak’ta Mikro Problemler

ABD’nin önünde Irak’taki gittikçe bozulan güvenlik durumu ile ilgili olarak, birbirini ille de dışlaması gerekmeyen şu seçenekler bulunmaktadır: 1) Irak’a daha çok asker göndermek ve kaynak ayırmak; 2) Başka ülkelerin sorumluluğun ve risklerin bir kısmını paylaşmasını sağlamak; 3) Iraklıları başta güvenlik alanında olmak üzere daha çok işin içine katmak. Ancak yukarıdaki seçeneklerin hepsi problemlidir. Kamuoyunun mevcut eğilimi Irak için daha çok asker ve kaynak yaratmaya çok açık değildir. Ayrıca Başkan Bush’un kararlılığını ifade eden konuşmalarına rağmen, gerekli fedakarlıkları kaldıracağı konusunda Amerikan halkına da çok güvenmediği şeklinde bir izlenim bulunmaktadır. Bush, cesaretini toplayıp, durumun vahametini ve yapılması gereken fedakarlıkları halka anlatsa bile, rezerv askerlerin askere alınıp, eğitilip Irak’a gönderilmesi belli bir zaman alacaktır. Bu anlamda Amerika’nın, diğer bölgelerdeki Amerikan askerlerinin bir kısmını Irak’a kaydırması mümkün olabilecekse de, bu seçenekte de söz konusu bölgelerdeki Amerikan gücünde ve caydırıcılığında bazı problemler yaşanabilir. Askerlerin bulunduğu ülkeler ve onların komşularının gözünde Amerika’nın inandırıcılığı azalabilir. İşin içine başka ülkeleri katmaya çalışmanın da, hem kısa vadede ne kadar mümkün olduğu hem de ne kadar etkili olacağı hem de siyasi ve ekonomik maliyeti konusunda soru işaretleri mevcuttur. Amerika yetki ve sorumluluklarını paylaşmak ve bir süre sonra devretmek zorunda kalırsa bunun BM değil Iraklılara olmasını tercih edecektir. Burada sorun, Iraklılara devretmeden önce arada BM’nin işin içine ciddi şekilde gireceği bir ara dönem olup olmayacağıdır denebilir. Iraklıları güvenlik sorumluluğunu alabilecek duruma getirmek makul ve gerekli bir yöntem olarak görünmekle beraber, mesela Macaristan’a götürülen binlerce Iraklı polis gibi Iraklıların eğitiminin aylarca sürebileceği ve hatta bu gücün bir yıldan önce hazır olmayabileceği iddia edilmektedir. Fransa, Washington’un Irak’ta başarısız olmasını ister bir görüntü vermemek için kapıyı tamamen kapamayacaktır. Ama karşılığında hiç bir şey almadan da Irak’ın işgalinden önceki pozisyonunun yanlış olduğunu kabul etmek anlamına gelecek girişimlerden de kaçınacaktır. Paris, belli ölçüler içinde kalmak şartıyla, ABD’nin başının Irak’taki problemlerle meşgul olmasında çok büyük bir sakınca görmeyecektir. Tabii bu Fransa’nın Washington’un Irak’ta bir hezimete uğrayarak çekilmesini istediği anlamına gelmemektedir. Ama belli sınırlar içinde kalmak şartıyla Chirac- de Villepin ikilisi Bush’un Irak’ta ciddi sorunlar yaşamasını ve kısmen bunun da etkisiyle/katkısıyla 2004 seçimlerini kaybetmesinden rahatsız olmayacaklardır. Bu arada Fransa, Robert Kagan’ın da dile getirdiği gibi, bir BM kararı ile Washington’a yardım etmek için ABD’nin kabul etmeyeceğini bildiği şartlar öne sürebilir. Bu durum, daha az kesin olmakla beraber, Almanya için bile geçerli olabilir. Bu arada zaten başta Almanya ve Fransa’nın Balkanlar, Afganistan ve Afrika gibi yerlerde halihazırda girmiş oldukları taahhütler, bu ülkelerin, en azından kısa ve hatta orta vadede, isteseler bile, Irak’taki duruma askeri anlamda anlamlı bir katkı yapmalarını engelleyebilir. Geçtiğimiz hafta için Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage tarafından ortaya atılan BM’de yeni karar için girişimlerde bulunulabileceğinin sinyalini veren sözler için, Pentagon’un ne kadar bilgisi çerçevesinde ya da ne kadar desteği ile yapıldığı şeklinde soru işaretleri bulunmaktadır. Bu bir deneme balonu olabileceği gibi, Pentagon ile Dışişleri arasındaki iyi polis-kötü polis oyununun bir parçası da olabilir. Ancak, artık başta Avrupa olmak üzere bir çok aktör tarafından esas iplerin Pentagon’un elinde olduğu ve Colin Powell ya da onun yardımcıları tarafından ortay atılan fikirlerin bir bağlayıcılığı olmadığı düşünüldüğünden bu muğlak girişime Pentagon tarafından sahiplenilmeden ciddi anlamda olumlu cevap verilmesi çok beklenmemelidir.

Türkiye eğer Irak’a asker gönderirse orada Türk birliklerinin karşılaşacağı problemler neredeyse kesin olarak şu an tahmin edilenlerden daha fazla karmaşık, çeşitli ve zorlu olacaktır. Ankara, olayın stratejik boyutu kadar mikro boyutuna da hak ettiği önemi ve ilgiyi göstermelidir. Şimdi ayrıntı ya da uzak ihtimal gibi görünen bir çok konu, eğer Türkiye asker gönderirse, birden gazete manşetlerini istila edecek önemli konular haline gelebilecektir. Daha önce de ifade edildiği gibi, başka bazı faktörlerde olmasına rağmen, İngilizlerin Amerikalılara göre savaş sonrasında daha başarılı bir performans göstermesinde emperyal tecrübeleri ve mikro düzeyde daha derin bir hazırlık yapmış olmaları gösterilmektedir. Türk birlikleri yaptıkları çalışmaların Irak halkı tarafından fark edilmesini, takdir edilmesini ve desteklenmesini en iyi nasıl sağlayabilecekleri üzerine düşünmelidirler. Iraklıları bu çalışmalara katılmaya, katkı yapmaya ve kendi aralarında organize olmaya teşvik etmek gerekir. İşgalin geneli için de geçerli olan bir şey varsa, o da Iraklıları kendi kaderlerine sahip çıkma konusunda cesaretlendirme, teşvik etme ve yardım etmenin önemidir. ‘Bu ülke sizin, biz size yardım etmek için geldik. Ama siz de bize bu konuda yardımcı olmalısınız. Aranızda organize olun, bize şikayetler ve isteklerin yanında öneriler ve fikirlerle gelin. Biz yakında gideceğiz. Siz yine burada kalacaksınız. Ülkenize, şehrinize, mahallenize sahip çıkın, her şeyi başkalarından beklemeyin’ şeklindeki mesajların Iraklılara ne şekilde iletileceği çok önemli olabilecektir. Halkın yerel düzeyde çözülebileceklerin ötesinde bir çok probleminin Türk yetkililer tarafından çözülmesi beklenecektir (maaşlarını alamama, yerel hastanedeki eksiklik ve problemler, bölgedeki okulların temel ihtiyaçları, öğretmen eksikliği, elektrik ve su şebekesindeki problemler, şüphelilerin yakalanması, ifadelerinin alınması, istihbarat kaynakları oluşturulması, bu kaynaklardan gelecek bilgilerin derlenmesi, bazı yerel güvenlik görevlerinin zamanla Iraklılara devri, belki yerel polis güçlerinin eğitilmesi vs). Türk kuvvetleri her gün yukarıdaki gibi, bir kısmının çözümü için kendi kaynaklarından öte Irak halkının yardımı ve koalisyonun büyük ortaklarının işbirliğinin gerektireceği yüzlerce problemle cebelleşmek zorunda kalacakladır. Bu problemleri çözmede gösterecekleri başarı ile ne kadar takdir edilecekleri belli olmamakla beraber başarısızlıklarında hem Amerikalılar hem de Iraklılar tarafından eleştirilmeleri ve hatta suçlanmaları sürpriz olmayacaktır. Bunların üstesinden gelmek için Türk kuvvetlerinin iyi organize edilmiş çok sayıda nitelikli, cesur ve yaratıcı askeri ve sivil personele ve ‘çelik gibi sinirlere’ ihtiyacı olacaktır. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)