TurcoPundit |
|
|
US foreign policy and Turkish-American relations Şanlı Bahadır Koç
Archives
|
Çarşamba, Ağustos 20, 2003
Bu mesajı e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız G-ABD 20 Ağustos BM Binasına Yapılan Saldırı Üzerine Düşünceler Dün Bağdat BM merkezine yapılan saldırıyla ilgili olarak Irak’ta bir kaos ortamı yaratmayı, Amerikalıların hakim olmadığını herkese göstermeyi amaçladığı ve Kudüs’teki saldırıyla beraber Bush’u epey zorlayacağı noktasında genelde birleşilmektedir. Bu saldırıyı benzerleri takip ederse, Irak’taki sorunun iki farklı şekilde ‘uluslararasılaşması’ sürecine tanık olabiliriz. 1) Irak’ta ABD işgaline direnenlerin sadece Baasçılarla ve hatta sadece Iraklılarla sınırlı olduğunu iddia etmek güçleşebilir. Bu direniş yavaş yavaş sadece Baas ve hatta sadece Iraklı olmanın ötesinde pan-Arap ve/veya İslam dayanışmasını yansıtan bir çehreye bürünebilir. 2) Daha düşük bir ihtimal olarak ve dolaylı yoldan BM’nin ve başta Avrupa ülkelerinin Irak’taki devlet inşası sürecine katılımını hızlandırabilir. Ama bu ikinci nokta büyük ölçüde ABD’nin yardıma ihtiyacı olduğunu kabul edip etmemesine bağlıdır ve Bush Yönetimi’nin içgüdüleri dikkate alınırsa ilk etapta daha muhtemel olan Washington’un Irak’a daha fazla para, asker ve zaman ayrılırsa aslında BM’ye ve diğer ülkelerin rol almasına ihtiyaç olmadığını düşünmeye devam etmesidir. Ama bu safha, yani Amerika’nın işin ciddiyetini farketmesi Irak’a daha fazla ilgi göstermesi, Washington’un bunun da yeterli olmadığını ve sorunun enternasyonalize olması gerektiğini anlaması için geçilmesi gereken bir süreç olabilir. Bu saldırı ile beraber uluslararası toplum ve BM, ‘böyle saldırılar bizi yıldıramaz, bu artık sadece sizin meselesiniz değil, bizim de meselemiz, ama aynı zamanda daha çok rol, sorumluluk ve yetki almalıyız’ mı diyecektir, yoksa ben burada personelimin güvenliğini dahi sağlayamıyorum, herkes beni senin politikalarının bir enstrümanı olarak görüyor’ diyerek çekilecek midir? Kısa vadede özellikle BM ilkini demeye daha yakın olacaksa da, dünkü türden saldırıların arkası gelirse bu giderek güçleşecektir. Dünkü olay eğer gerçekten bir intihar saldırısı ise olayın arkasında Baasçılar dışında bir grubun olma ihtimali daha fazladır. Eğer olayın sorumluları diğer Arap ve Müslüman ülkelerden gelenlerse ve bunların eylemlerinin arkası gelir ve Irak gerçekten 1980’lerin Afganistan’ına benzer bir hal alırsa, bu gelişme başta S.Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkelerinin içinde ciddi sonuçlar yaratabilir. Her ne kadar Bush Yönetimi dünkü saldırıyı kendi lehine yorumlamaya çalışarak Irak harekatının uluslararası terörizme karşı bir hareket olduğu iddiasını yineleyecek, ’bakın burada medeni dünya adına savaşıyoruz’ iddiasını ortaya koyacak olsa da ne kadar etkileyici olacağı tartışmalıdır. Bu saldırı bir anlamda BM’ye ‘gidin buradan’ mesajıdır. Artık BM personelini Irak’ta çalışmaya ikna etmek daha zor olacaktır. Ambargo döneminde bir çok Iraklı tarafından Amerikan politikalarının bir enstrümanı olarak görülen BM, ayrıca son 1500 sayılı kararı ile muğlak, sınırlı ve şartlı da olsa Konsey’i tanıyarak ABD’ye destek vermiştir. Saldırıyı düzenleyenlerin (Baasçılar, Sünniler, El Kaide, adı konmamış bir tür ‘Bağdat Müdafai Hukuk Cemiyeti’?) BM'yi Irak’tan kaçmaya zorlayarak, Amerika'yı Irak'ta yalnız bırakmak, zamanla başka ülkelerin asker göndermesinin önünü almak ve Amerika tek kalırsa insani yardımların ve temel hizmetlerin altından kalkamayacağı ve Irak halkında sahip olduğu krediyi de daha da çabuk tüketeceği, daha çok tepki göreceği, böylece onu ‘denize dökme’nin daha kolay olacağını hesapladıkları iddia edilebilir. Bu saldırının ‘uluslararası toplumun’ Irak’taki Amerikan işgaline bakışını nasıl etkileyeceğini tahmin etmek güçtür. Saldırının üstlenilmemiş olması da anlamlıdır. Çünkü olayın arkasındakiler BM’ye karşı olan bu eylemle dünyada ciddi derecede antipati toplayabileceklerini düşünerek sorumluluğu üstlenmekten kaçınıyor olabilirler. Ürdün Elçiliği, petrol boru ve su hatları ve şimdi de BM binasına yapılan saldırıların belli bir amaç için ortak bir akıl tarafından yapıldığını düşünenler artmaktadır. Değişik gruplar, birbirleriyle işbirliği ve hatta ve kontak halinde bile olmadan ve aralarındaki çelişkileri dikkate almadan da benzer eylemlere giriyor olabilirler. Hatta bir süre sonra en çarpıcı eylemleri kimin yapacağı konusunda değişik örgütler birbirleriyle rekabete dahi girebilirler. Yukarıdaki hedeflerin ortak tarafı Amerikan askeri merkezlerine göre nispeten daha kolay hedefler olmalarıdır. Şu ana kadar Amerikan askerlerine yönelik saldırılar tek tek ele alındığında nispeten daha küçük boyutlarda olmuştur. Zamanla Amerikan askerlerine yönelik saldırıların boyutlarında da artışlar gerçekleşirse doğal olarak Bush’un 2004 seçimlerindeki şansı bundan olumsuz etkilenecektir. Bu saldırının bir etkisi de hem Amerikan işgal kuvvetlerini hem de BM gibi kurumları giderek daha fazla kalın duvarların arkasına sıkıştırarak halkla ilişkilerini azaltması ve zorlaştırması şeklinde gerçekleşebilir. Ayrıca bu saldırı, eğer Türk askeri gücü Irak’a giderse, tek-tük vur-kaçların ötesinde büyük çaplı saldırıların da hedefi olabileceğini düşündürtmektedir. Bu saldırıyı benzerleri takip ederse Türkiye'de 'buradan uzak duralım' diyenleri güçlendirebilir. 'Mehmetçiğin kışlasına böyle bir saldırı olur ve bir kere de onlarcası ölürse ne yaparız’ sorusu hükümet, milletvekilleri ve orduyu asker gönderme konusunda daha dikkatli olmaya sevk edebilir. Türkiye Irak’a asker gönderirse Washington’dan Irak’taki asker sayısını azaltmamasını ve tersine arttırmasını şart koşmalıdır. Bu arada Talabani’nin Irak’ta Türk askerini istemedikleri şeklindeki demecinin (‘Talabani gitmemizi istemiyor, demek ki gitmeliyiz’) şeklinde bir etki yaratması yanlış olabilir. Hatta biraz hayal gücümüz zorlarsak bu demecin Türkiye’yi kışkırtmak ve asker göndermeye daha istekli hale getirmek için Amerikalılar tarafından bilinçli olarak verdirilmiş olabileceğini düşünmek bile mümkündür. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)
Comments:
Yorum Gönder
|