TurcoPundit |
|
|
US foreign policy and Turkish-American relations Şanlı Bahadır Koç
Archives
|
Pazartesi, Ağustos 11, 2003
Bu mesajı e-mail ile almak istiyorsanız lütfen ajp1914@yahoo.com adresine yazınız G-ABD 11 Ağustos Irak’a Asker Gönderme Tartışmasına Devam Bu yazı Türkiye için önemli ve uzun dönemli sonuçları olabileceği görülen Irak’a asker gönderme tartışmalarına katkı yapma amacı taşımakta ve asker göndermeye karşı olmak ve desteklemenin ötesinde bu karara varırken dikkat edilmesi gereken hususları ve eğer Türkiye asker gönderme kararı alınırsa Irak’ta başarılı olmak için yapılması gereken hazırlıklar konusunda düşünceler içermektedir. Irak’a asker gönderme kararı, başka bir çok şeyin yanında ABD ile açık ve adil bir danışma, işbirliği ve pazarlık sürecinin sonunda alınmalıdır. Belirsiz konular açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu olmadan ne Meclis Hükümet’e, ne de Hükümet ABD’ye ‘açık çek’ vermemelidir. Hükümet, Irak’a asker gönderme konusunda ABD ile müzakereleri sonuçlandırıp, ortaya çıkan sonuçtan ikna olur ve içine sindirirse ancak o zaman Meclis’e gitmelidir. Hükümet, Meclis’e karşı, ‘ben tam ikna olmadım ama Amerikalılar da acele ediyor, artık kararı siz verin’ şeklinde özetlenebilecek ya da öyle yorumlanabilecek bir yaklaşımdan kaçınmalıdır. Meclis Hükümet’e yetkiyi çok çabuk ve açık verirse bu ABD ile yürütülecek pazarlıklarda gücümüzü azaltabilir. Meclis’e bir tezkere sevk edilmesi durumunda, bu belgede asker sayısı, görev alanı, süresi ve komuta yapısı gibi ayrıntılar yer alacak mıdır? Hükümet Meclis’e tezkereyi getirirken görevin doğası, boyutu, süresi, riskleri ve maliyetini açıkça ve olabildiğince ayrıntılarıyla ortaya koyabilecek durumda olmalıdır. Meclis, ancak bu bilgilerin yeterli olduğu sonucuna vardıktan ve bunları kendi içinde makul bir süre tartıştıktan sonra kararını vermelidir. Acaba Hükümet zamanı ABD’nin Türkiye’den ne istediğini anlama açısından yeterince uygun kullanmakta mıdır? Bir süre sonra, ABD Türkiye’den acil cevap için ısrar ettiğinde Türk tarafı, Hükümeti, bürokrasisi ve Meclis’i ile henüz gerekli bilgilere ulaşmadan ve konunun üzerinde yeterince düşünmüş olmadan acele bir cevap vermeye zorlanma durumunda kalmamalıdır. Ayıca Amerikan taleplerinin mutlaka müzakere konusu olması gerekir. Bu müzakereler belli nedenlerden dolayı açık yapılmayabilir ama mutlaka gerçekleşmelidir. Bu arada Irak’a asker gönderme ile ilgili olarak ‘bu kadar ayrıntılı hazırlıklar yaptık, o halde gitmeliyiz’ diye bir düşünceye sahip olmamak gerekir. 1 Mart’taki tezkere ile ilgili olarak ortaya atılan, ‘tesisleri yenileştirme izni vermiştik, ondan sonra tezkere geçmeliydi’ şeklinde özetlenebilecek mantığın benzerinin hakim olmaması gerekir. Yapılan hazırlıkların yetersizliği gitmemek için bir neden olabilir, ama kapsamlı bir hazırlık yapılmış olması tek başına gitmemiz gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, Türkiye’nin Bosna, Kosova, Afganistan ve hatta Doğu Timor’a barış gücü için asker gönderdikten sonra çıkar ve endişelerinin çok daha yoğun olduğu Irak’a göndermemesinin bir parça garip kaçacağı doğrudur. Ama bu gariplik, ‘hemen, kayıtsız şartsız, alacağımız riskleri iyice değerlendirmeden asker gönderelim’ şeklinde yanlış bir kararın nedeni olmamalıdır. Bu arada, ABD ile yapılan görüşmelerde, ‘Türkiye’nin niye asker istemek için en son başvurulan ülkelerden biri olduğu’ sorulmalıdır. Bu durumun altının çizilmesi Türkiye’ye belli bir pazarlık marjı kazandırabilir. ABD’li muhataplara, uygun bir dille ‘aslında elinizden gelse bizi resmin içine sokmayacaktınız. Ama, bir anlamda, buna mecbur kaldınız’ denmeli ve ABD’nin Türkiye’yi aşırı acele bir karara zorlama hakkı olmadığı hatırlatılmalıdır. Asker göndermeye, henüz bu konudaki ayrıntılar ortaya çıkmamış ve hatta Türk Hükümeti’ne dahi ulaşmamışken, şimdiden karşı veya taraftar olmak doğru olmayabilir. Belki Türkiye, duruma göre, asker göndermenin doğruluğuna inanmasa da ‘orada bayrak göstermek’ için cüzi sayıda (birkaç yüz?) asker göndermeye karar verebilir. Bu durumda siyasi ve askeri koşullardaki değişimle beraber bu sayı ileride arttırılabilir. Aşağıdaki öneriler asker gönderilmesine taraf olmak olarak görülmemeli ama bu gerçekleşirse/gerçekleştiğinde yapılmış olması gereken teknik ve zihinsel hazırlığa işaret etme amacı taşımaktadır. Türk askerleri hangi şartlarda ne ölçüde askeri güç kullanılacağı (terms of engagement) konusunda egzersizler yapılmalıdır. Türk birlikleri başta şu anda koalisyon güçlerine düzenlenenler olmak üzere Irak’ta karşılaşılabilecekleri saldırı türleri üzerine eğitimli ve hazırlıklı olmalıdır. Bunun yanında kalabalığın kontrolü, kalabalığın içine sızmış silahlı kişilerin saldırılarına karşı nasıl tedbir alınacağı ve karşılık verileceği, üst-baş, vasıta ve mesken arama, araçlı ve yaya devriye, kimlik kontrolü yapılacak geçiş noktaları ve buradaki davranış biçimleri; esnaf, din adamı, kadınlar, çocuklar gibi değişik gruplarla nasıl ilişki kurulacağı; bölgede nasıl istihbarat kaynakları geliştirileceği ve bu istihbaratın nasıl işleneceği ve operasyonel hale geleceği gibi bir çok konuda gerekli eğitim ve hazırlığını tamamlanmış olmalıdır. Irak’a asker gönderilirse üstlenilecek olan misyon değişik türden görevleri yapabilecek, farklı kuvvetlerden gelen ‘joint’ personelin ve hatta askerlerle sivillerin beraber çalışmasını gerektirebilecek bir misyon olacaktır. Polis, jandarma, istihbarat görevlisi, belirli noktalara baskın yapabilecek özel eğitimli askeri personel, ‘halkla ilişkiler’ uzmanları, sivil bölge uzmanları, Arapça bilen tercümanlar, televizyon-radyo-gazete yayınları yapabilecek, halka gıda, sağlık, eğitim, iletişim gibi konularda yardımcı olabilecek türden, çeşitli konularda eğitimli ve tecrübeli personele ihtiyaç olabilecektir. Bu arada Iraklı Türkmenler ve Kürtler, gerek açık gerekse gizli olarak, başta istihbarat, tercümanlık ve kültürel danışmanlık gibi konularda Türk birliklerine yardım edebilirler. Tamamen bizim sorumluluğumuzda bir ya da daha fazla bölge olması mı, yoksa belli bölgelerde yetki ve otoritenin başka ülkelerin askerleri ile paylaşılması mı tercih edilmelidir? Türk asker gücünün Irak’taki görevi sırasında kayıp vermesi neredeyse kaçınılmazdır. Bir olayda çok sayıda kayıp verilen durumlar yaşanabilecektir. Bu tür durumların yaratacağı etkilerden biri de Türk askerinin ‘tetiğine davranmakta’ aceleci olması şeklinde gerçekleşebilecektir. Bu tür birkaç olay Iraklılarla umulan türden bir ilişki kurmasını güçleştirebilecektir. Amerikalıların verdiği kayıpların neredeyse tamamının Türkiye’nin görev alacağı söylenen bölgede gerçekleştiği hatırlanır ve bir fikir edinmek için kaba bir tahmin yapmak gerekirse ve mevcut saldırıların aynı yoğunluk ve şiddette devam edeceği varsayılırsa, ki aslında bundan emin olmak şu an için imkansızdır, Türk gücünün ilk yıl 50 ile yüz arasında kayıp verebileceği iddia edilebilir, ki buna hastalık, kaza, intihar gibi nedenler dahil değildir. Bu arada diğer Koalisyon kuvvetlerinin Türk askerlerine sayılarıyla orantısız ve riskli görev ve alanlar vermelerine, halkı tahrik edici operasyonlar yaptırmak istemelerine karşı Türk komutanların dikkatli olmaları gerekir. (Şanlı Bahadır Koç, Amerika Araştırmaları Masası, Araştırmacı)
Comments:
Yorum Gönder
|